AI Summary & Key Takeaways
AI InsightCareful clinicopathological correlation remains critical for early and accurate diagnosis, preventing delays in the management of oral malignancies.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Background: Oral epithelial dysplasia (OED) represents a potentially malignant condition with potential progression to oral squamous cell carcinoma (OSCC). However, histopathological diagnosis based on incisional biopsy may underestimate lesion severity due to sampling limitations, particularly in large or heterogeneous lesions. Case Presentation: An 89-year-old female presented with a painless, exophytic papillomatous lesion in the anterior maxilla. Clinical and radiological findings raised suspicion of malignancy. Initial incisional biopsy revealed mild epithelial dysplasia. Due to persistent clinicopathological discordance, an excisional biopsy was performed, which demonstrated papillary squamous cell carcinoma (PSCC), well-differentiated (G1), with a depth of invasion of 3 mm and tumor thickness of 5 mm, without lymphovascular or perineural invasion. Surgical margins were positive. Conclusion: This case shows the limitations of incisional biopsy in accurately representing heterogeneous oral lesions. When clinical and histopathological findings are not matching, further sampling or complete excision is essential. Careful clinicopathological correlation remains critical for early and accurate diagnosis, preventing delays in the management of oral malignancies.
Özet
Giriş: Oral epitelyal displazi (OED), oral skuamöz hücreli karsinoma (OSHK) dönüşme potansiyeli taşıyan potansiyel malign bir durumdur. Ancak, insizyonel biyopsiye dayanan histopatolojik tanı, özellikle büyük veya heterojen lezyonlarda örnekleme sınırlılıkları nedeniyle lezyonun ciddiyetini olduğundan düşük değerlendirebilir. Olgu Sunumu: Seksen dokuz yaşında kadın hasta, anterior maksillada ağrısız, ekzofitik, papillomatöz bir lezyon ile başvurdu. Klinik ve radyolojik bulgular malignite şüphesi uyandırdı. İlk insizyonel biyopsi hafif epitelyal displazi olarak raporlandı. Klinik ve histopatolojik bulgular arasındaki uyumsuzluğun devam etmesi üzerine eksizyonel biyopsi yapıldı. Histopatolojik incelemede iyi diferansiye (G1) papiller skuamöz hücreli karsinom (PSHK) tanısı konuldu. Tümörün invazyon derinliği 3 mm, tümör kalınlığı 5 mm olarak ölçüldü; lenfovasküler veya perinöral invazyon saptanmadı. Cerrahi sınırlar pozitifti. Sonuç: Bu olgu, insizyonel biyopsinin heterojen oral lezyonları doğru şekilde temsil etmedeki sınırlılıklarını göstermektedir. Klinik ve histopatolojik bulguların birbiriyle uyumlu olmadığı durumlarda, ek örnekleme veya tam eksizyon gereklidir. Erken ve doğru tanı için dikkatli klinikopatolojik korelasyon büyük önem taşımakta olup, oral malignitelerin yönetiminde gecikmelerin önlenmesine katkı sağlar.