AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThis study demonstrates that the Shāfiʿī madhhab adopts a pluralistic approach in family law that balances adherence to the naṣṣ with the practical and functional requirements of the law and highlights its flexible attitude in recognizing the validity of legal expressions formulated in foreign languages for individuals who do not know Arabic.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Several factors have made Arabic an important language for Muslims. From an Islamic law perspective, in addition to being the language of worship, Arabic has long been the established language of instruction in madrasahs (colleges) for the teaching of Islamic legal sciences. It is also the language of works written in the field of Islamic law and the language that a mujtahid (independent jurist) who will engage in jurisprudential (fiqh) activity, a qāḍī (judge) who will adjudicate, or a muftī (Islamic jurisconsult) who will issue fatwás (legal opinions) must know. In fact, some Islamic jurists have described Arabic as the language of Sharīʿah (Islamic law). Since the early periods, many communities of different races and languages have embraced Islam. This situation has led to debates regarding the use of non-Arabic languages in Islamic jurisprudence (fiqh). The aim of this study is to present these discussions specifically within the Shāfiʿī madhhab (school of fiqh). The limitation of the research to family law is due to the fact that after the issues related to worship, the discussions on the use of languages other than Arabic in Islamic jurisprudence are mostly concentrated in this field. The reason for limiting the study to the Shāfiʿī madhhab, in addition to its focus on family law, lies in the fact that al-Shāfiʿī (d. 204/820) is known for insisting that every Muslim should possess a level of Arabic sufficient to perform basic acts of worship and he strongly emphasizes the importance of Arabic for understanding the naṣṣ (textual proof). Owing to these views, he has been accused of Arab nationalism and literalism. From this perspective, identifying the views of al-Shāfiʿī and the Shāfiʿī madhhab on the use of non-Arabic languages in the context of family law is of particular importance. This study demonstrates that the Shāfiʿī madhhab adopts a pluralistic approach in family law that balances adherence to the naṣṣ with the practical and functional requirements of the law and highlights its flexible attitude in recognizing the validity of legal expressions formulated in foreign languages for individuals who do not know Arabic.
Özet
Arapçayı Müslümanlar için önemli bir dil haline getiren birçok etken vardır. Fıkıh açısında bakıldığında ise Arapça ibadet dili olmasının yanında medreselerde fıkıh eğitiminin ve fıkıh alanında yazılan eserlerin dili; fıkhî faaliyette bulunan müçtehidin, yargılamada bulunan kâdînin veya fetva veren müftünün bilmesi gereken bir dil olarak kabul edilmiştir. Nitekim bazı fakîhler Arapçayı hukukun (şeriatin) dili olarak tasvir etmiştir. İlk dönmelerden itibaren Araplar dışında birçok farklı ırkta ve dilde olan topluluklar Müslüman olmuştur. Bu durum, fıkıhta Arapçanın dışında başka bir dilin kullanılmasına ilişkin tartışmalara zemin oluşturmuştur.. Araştırmanın amacı bu tartışmaları Şâfi‘î mezhebi özelinde ortaya koymaktadır. Çağdaş fıkıh çalışmalarında Arapça dışında bir dilin namaz başta olmak üzere ibadetlerde kullanımı, birçok akademik araştırmaya konu olmuştur. Ancak aile hukukunda Arapça dışında bir dilin kullanılmasına ilişkin tartışmalar görebildiğimiz kadarıyla yeterince ele alınmış değildir. Konunun aile hukuku ile sınırlandırılması, fıkıhta ibadet meselelerinden sonra Arapça dışındaki bir dilin kullanmasına ilişkin tartışmaların bu alanda yoğunlaşmasından kaynaklanmaktadır. Aile hukukunun yanı sıra araştırmanın Şâfi‘î mezhebi ile sınırlandırılmasını nedeni ise Şâfi'î'nin Arap diline olan vurgusundan kaynaklanmaktadır. Bilindiği üzere Şâfi‘î (öl. 204/820) her Müslümanın temel ibadetlerini yapabilecek düzeyde Arapça bilmesini gerekli görmekte ve nasların anlaşılması için Arapçanın önemini güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Öyle ki Şâfi‘î, bu düşünceleri gerekçe gösterilerek yer yer Arap milliyetçisi ve literalist olmakla itham edilmektedir. Bu açıdan bakıldığı taktirde Şâfi‘î’nin ve Şâfi‘î mezhebinin aile hukuku özelinde Arapça dışında bir dilin kullanılmasına ilişkin görüşlerinin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Araştırmanın farklı mezhepler cihetiyle ve fıkhın aile hukuku dışındaki alanlarında farklı dillerin kullanımına ilişkin araştırmalara alan açacağını ümit ediyoruz. Araştırmanın sonucunda, Şâfi‘î mezhebi ve aile hukuku özelinde fıkhî hükümlerin uygulanmasında çok dilliğin hangi temeller üzerinde kurgulandığı tespit edilmeye çalışılacaktır.