AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe research results show that according to the Qurʾān, the apocalyptic cataclysm is an irreversible threshold in the linear understanding of time when the manifestation of divine power and absolute justice takes place through resurrection, judgment, and the hereafter.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Since ancient times, images of the apocalypse, deluge, cosmic cataclysm, and divine punishment have provided the basis for narrative patterns that reveal the relation between man and time, ethics, and religion. According to many apocalyptic narratives, the dissolution of cosmos in the process of divine punishment is not an absolute destruction but a threshold beyond which new forms of order come into being. This study proposes that apocalyptic and cosmic destruction narratives, despite their various cosmological and theological assumptions, possess a common liminal structure that acts as a threshold between destruction and regeneration, chaos and order, mortality and transcendence. Patterns of apocalyptic and cosmic destruction will be explored through a comparative analysis of Qurʾānic narratives, classical myths, and Turkish folklore narratives. Comparative textual analysis will be conducted as the primary methodology of the research, and the concept of liminality, borrowed from anthropology and narrative theory, will be the main framework of the research. Previous scholarly approaches have examined those traditions separately or have focused on thematic similarities among those traditions, while a holistic view of their liminal function has not been elaborated yet. Liminality in the current study is conceived as a transitional period when old structures are dismantled, transformed, and rearranged into the new one. The originality of the study consists in showing how different traditions use apocalyptic narratives as liminal structures by which cosmic transformation, moral reconstruction, and existential rebirth are narrativized. The research results show that according to the Qurʾān, the apocalyptic cataclysm is an irreversible threshold in the linear understanding of time when the manifestation of divine power and absolute justice takes place through resurrection, judgment, and the hereafter. At the same time, mythological stories usually depict cosmic destruction within the cyclic understanding of time and renewal. The Turkish folk narratives combine features of both linear and cyclic time schemes. Thus, the apocalyptic narrative appears to be not only a narrative about the end but a multi-dimensional symbolic structure through which the human interpretation of finitude, sacred order, and existence occurs.
Özet
Tarih boyunca kıyamet, tufan, kozmik felaket ve ilâhî yıkım sahneleri, insanın zaman, ahlâk ve kutsal ile kurduğu ilişkiyi görünür kılan anlatılar olarak varlığını sürdürmüştür Bu anlatılarda kozmik yıkım çoğu zaman mutlak bir yok oluşu değil; mevcut düzenin çözülerek yeni bir varoluş düzleminin açıldığı liminal bir geçiş alanını temsil etmektedir. Bu çalışma, kıyamet ve kozmik yıkım motifinin Kur’ânî anlatılar, klasik mitolojik metinler ve Türk halk anlatıları arasında karşılaştırmalı bir perspektifle ele almaktadır. Söz konusu anlatıları genellikle birbirinden bağımsız biçimde ele alan veya tematik benzerlikler üzerinden inceleyen çalışmalar bulunmasına karşın yapısal bir “eşik (liminal) işlevi” bakımından bütüncül bir çözümlemenin pek yapılmamış olduğu görülmektedir. Oysa kıyamet motifi, farklı anlatı türlerinde yalnızca son fikrini değil; insanın ahlâkî sorumluluğunu, zaman algısını ve ölüm sonrası varoluşa dair tasavvurlarını da yapılandıran anlam kurucu bir sınır alanı olarak işlev görmektedir. Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlayarak Arnold van Gennep ve Victor Turner’ın “eşik durumu” teorisini dikkate alarak kıyameti ontolojik ve sembolik bir eşik motifi olarak değerlendirmekte; Kur’ân-ı Kerîm, klasik mitolojik metinler ve Türk halk anlatıları arasında karşılaştırmalı bir anlatı çözümlemesi gerçekleştirmektedir. Çalışmanın özgün katkısı, kıyameti yalnızca teolojik, mitolojik ya da folklorik bir tema olarak değil; düzen ile düzensizlik, dünya ile âhiret ve eski ile yeni arasında konumlanan ortak bir anlatı mantığı çerçevesinde değerlendirmesidir. Kur’ân’da kıyamet, doğrusal zaman anlayışı içerisinde ilâhî kudretin ve mutlak adaletin tecelli ettiği geri döndürülemez bir ontolojik eşik olarak sunulmaktadır. Öyle ki kozmik yıkım, diriliş, hesap ve âhiret ile sonuçlanan kesin bir geçişi ifade eder. Buna karşılık mitolojik anlatılarda kozmik yıkım çoğunlukla döngüsel zaman tasavvuru içinde ele alınır; Ragnarök anlatısı, tufan anlatıları ve kozmik savaş mitleri yıkımı nihai bir son değil, yenilenme ve kozmogonik yeniden doğuşun zorunlu bir aşaması olarak tasvir eder. Türk halk anlatıları ise bu iki yaklaşımın kesiştiği ara bir zeminde konumlanır. Kıtlık, salgın, ateş, taşa dönüşme ve ilâhî ceza gibi motifler aracılığıyla kıyamet, yerel kültürel kodlar ve toplumsal ahlâk anlayışı çerçevesinde yeniden anlamlandırılan koşullu bir eşik hâline gelir. Yöntem olarak çalışmada karşılaştırmalı anlatı çözümlemesi, sembolik analiz ve tematik okuma birlikte kullanılmaktadır. Vahiy, mitoloji ve halk anlatıları arasında yapılan karşılaştırmalar sonucunda, kıyamet motifinin kimi bağlamlarda nihai yargı, kimi bağlamlarda döngüsel yenilenme, kimi bağlamlarda ise ahlâkî bir uyarı ve geçiş alanı olarak işlevselleştirildiği tespit edilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda kıyamet, yalnızca bir “son” anlatısı olarak değil; insanın sonluluk bilinci, kutsal tasavvuru ve varoluşsal arayışlarını yansıtan çok katmanlı bir anlam zemini olarak değerlendirilmektedir. Farklı anlatılar arasında yapılan bu karşılaştırmalı analiz kıyamet motifinin disiplinlerarası çalışmalarda varoluşsal ve teolojik bir analiz aracı olarak işlevselliğini ortaya koymaktadır.