AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIn doing so, the article seeks to render visible the tense line between power and impotence that characterizes peripheral masculine experiences in Turkey, as illuminated through *Ağır Roman*.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This article examines *Ağır Roman* not merely as a literary text or a field of cinematographic representation, but as a specific social and spatial “site” in which masculinity is produced, constantly tested, and reconfigured in moments of crisis. It conceptualizes Kolera Street—the narrative’s central setting—as a dynamic “laboratory of masculinity,” where normative codes of manhood are constructed through everyday practices, bodily performances, and intense affective exchanges. Within this framework, masculinity is not treated as a fixed biological or social identity; rather, it is problematized as a performative and relational process, continuously negotiated along the axes of violence, desire, solidarity, competition, and vulnerability. The analysis establishes its theoretical foundation through an interdisciplinary approach. It draws on R.W. Connell’s theory of hegemonic masculinity and the hierarchy between hegemonic and marginalized masculinities; James Messerschmidt’s conceptualization of crime as a resource for the construction of masculinity; and Michael Kimmel and Jeff Hearn’s discussions of masculinity’s invisible yet structurally decisive position within power relations. This sociological framework is further deepened through psychoanalytic and film-theoretical perspectives, incorporating Eve Kosofsky Sedgwick’s concepts of “homosocial desire” and “homosexual panic,” Steve Neale’s analyses of the cinematic objectification of the male body, and Kaja Silverman’s contributions on the “margins of male subjectivity.” The article argues that violence in Kolera Street functions not merely as a physical instrument of domination but as a symbolic language that establishes hierarchies among men, consolidates group belonging, and produces public recognition. It further contends that intense bonds of male friendship and comradeship—relationships grounded in shared fate—simultaneously reproduce the heteronormative regime of masculinity and destabilize it through the latent threat of desire. In this respect, the repressed homoerotic potential embedded within these bonds reveals a concealed “emotional economy” of masculinity, articulated through themes of loyalty, jealousy, and loss. Finally, the study reinterprets the phenomenon of “Arabesk,” which shapes the atmosphere of *Ağır Roman*, not as a passive or fatalistic sign of cultural degeneration, but as a distinctive “emotional habitus” and modality of masculinity. Through experiences of deprivation, melancholy, and mourning, Arabesk emerges as a formative structure that mediates the male subject’s existential relationship with both the world and his own body. In doing so, the article seeks to render visible the tense line between power and impotence that characterizes peripheral masculine experiences in Turkey, as illuminated through *Ağır Roman*.
Özet
Bu makale, Ağır Roman ’ı yalnızca edebi bir metin veya sinematografik bir temsil alanı olarak değil; erkekliğin üretildiği, sürekli sınandığı ve kriz anlarında yeniden yapılandırıldığı özgül bir toplumsal ve mekânsal "saha" olarak incelemektedir. Çalışma, anlatının merkezinde yer alan Kolera Sokağı’nı, erkekliğin normatif kodlarının gündelik pratikler, beden dili ve yoğun duygulanımlar üzerinden inşa edildiği dinamik bir “erkeklik laboratuvarı” olarak kavramsallaştırır. Bu bağlamda metin, erkekliği doğuştan gelen sabit bir biyolojik veya toplumsal kimlik olarak değil; şiddet, arzu, dayanışma, rekabet ve kırılganlık eksenlerinde sürekli müzakere edilen, performatif ve ilişkisel bir süreç olarak sorunsallaştırır. Analiz, teorik zeminini disiplinlerarası bir yaklaşımla kurarak; R.W. Connell’in hegemonik erkeklik ve marjinalize edilmiş erkeklikler arasındaki hiyerarşiyi açıklayan kuramını, James Messerschmidt’in suçun bir erkeklik inşası olarak nasıl işlediğine dair açılımlarını ve Michael Kimmel ile Jeff Hearn’ün erkekliğin iktidar ilişkileri içindeki görünmez ama belirleyici konumuna dair tartışmalarını temel alır. Bu sosyolojik çerçeve, psikanalitik ve film kuramı perspektifleriyle derinleştirilerek; Eve Kosofsky Sedgwick’in "homososyal arzu" ve "homoseksüel panik" kavramları, Steve Neale’in erkek bedeninin sinemasal nesneleşmesi üzerine analizleri ve Kaja Silverman’ın "erkek öznelliğinin marjı"na dair katkılarıyla bir araya getirilir. Makale, Kolera Sokağı’nda şiddetin yalnızca fiziksel bir tahakküm aracı olmadığını; aksine erkekler arası hiyerarşiyi kuran, grup içi aidiyeti pekiştiren ve kamusal alanda "tanınma" üreten sembolik bir iletişim dili olarak nasıl işlevselleştirildiğini çözümler. Çalışmada, erkekler arasındaki sıkı dostluk ve yoldaşlık (kader birliği) ilişzkilerinin, heteronormatif erkeklik rejimini bir yandan yeniden üretirken diğer yandan onu "arzu" tehdidiyle nasıl istikrarsızlaştırdığı tartışılır. Bu noktada, bastırılan homoerotik potansiyel, sadakat, kıskançlık ve kayıp temaları üzerinden erkekliğin gizli "duygusal ekonomisi" açığa çıkarılır. Son olarak çalışma, Ağır Roman ’ın atmosferini belirleyen "Arabesk" olgusunu, pasif veya fatalist bir kültürel yozlaşma örneği olarak değil; yoksunluk, melankoli ve yas üzerinden erkek öznenin dünyayla ve kendi bedeniyle kurduğu varoluşsal ilişkiyi biçimlendiren, kendine özgü bir "duygusal habitus" ve bir "erkeklik hali" olarak yeniden okur. Böylece makale, Ağır Roman üzerinden Türkiye’deki periferik erkeklik deneyimlerinin, iktidar ve acziyet arasındaki gerilimli hattını görünür kılmayı amaçlar.