AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIn doing so, it contributes to ongoing discussions on media-integrated environments and proposes an expanded role for design in shaping how space is perceived and continuously reinterpreted.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This paper investigates the spatial potential of projection-based image layers within architectural design, arguing for their reconsideration as spatial mechanisms rather than representational media. While projection technologies have been widely explored in urban contexts as tools of spectacle and communication, their capacity to reorganize spatial perception within everyday environments remains under-theorized. Addressing this gap, the study focuses on the domestic interior as a site of continuous inhabitation, where familiarity, repetition, and perceptual habituation shape spatial experience. Drawing on architectural theory, media studies, and research through design, the paper proposes a conceptual and operational framework for integrating projection into interior space. It develops five operative modes—spatial extension, perceptual disruption, atmospheric conditioning, temporal–narrative structuring, and responsive spatialization—through which projection can function as an active component of architectural design. These modes shift the role of projection from episodic visual intervention toward sustained spatial engagement, enabling interiors to operate through temporal variation and responsiveness. Central to the argument is the concept of “awakening,” introduced to describe the micro-perceptual shifts through which familiar environments are intermittently alienated and thus re-experienced. Unlike estrangement as a condition of sustained dislocation, awakening operates through calibrated and reversible deviations that reactivate attention without disrupting continuity. Through speculative design probes conducted in domestic settings, the study demonstrates how projection can reveal latent spatial potentials, foreground overlooked surfaces, and reconfigure the perceptual status of everyday objects. By repositioning projection-based media within the domain of architectural practice, the paper advances a shift from the production of static form toward the orchestration of dynamic spatial experience. In doing so, it contributes to ongoing discussions on media-integrated environments and proposes an expanded role for design in shaping how space is perceived and continuously reinterpreted.
Özet
Dijital teknolojilerin mimarlıkla giderek daha fazla bütünleşmesi, mekânsal deneyimin yalnızca fiziksel bileşenler üzerinden değil, ışık, veri ve dijital medya katmanları aracılığıyla da üretildiği yeni bir tasarım anlayışını gündeme getirmiştir. Buna rağmen projeksiyon teknolojileri, mimarlık literatüründe büyük ölçüde cephe gösterileri, medya cepheleri ve kamusal etkinliklerde kullanılan görsel iletişim araçları olarak değerlendirilmekte; mimarlık mesleği ve disiplini içinde bağımsız bir tasarım aracı olarak yeterince tartışılmamaktadır. Bu noktadan hareketle çalışmanın araştırma sorusu şu şekilde tanımlanabilir: projeksiyon temelli imge katmanları, salt temsili bir yüzey etkisi olmanın ötesinde, ev içi mekânda algıyı ve mekânsal deneyimi yeniden düzenleyen bir mimari tasarım mekanizması olarak nasıl işlev görebilir? Bu soru, mimarlık kuramı ile medya çalışmaları arasında bugüne dek yeterince kurulmamış bir ilişkiye işaret etmekte ve projeksiyonun, kentsel gösterinin ötesinde, gündelik ve mahrem bir mekân olan evde ne tür bir potansiyele sahip olduğunu sorgulamaktadır. Çalışma, medya araştırmalarının imgenin algıyı biçimlendirmedeki etkin rolüne dair tartışmasını mimari tekinsizlik kavramıyla bir araya getirerek, bugüne dek büyük ölçüde kentsel gösteri bağlamında ele alınmış olan projeksiyonu, süreklilik ve mahremiyetle tanımlanan ev içi mekâna taşımayı önermektedir. Çalışmanın üç temel hedefi bulunmaktadır. Birincisi, projeksiyonu kentsel ve kamusal gösteri bağlamının ötesine taşıyarak ev içi mekânda bir mimari tasarım aracı olarak konumlandırmaktır. İkincisi, projeksiyonun iç mekâna entegrasyonu için kavramsal bir tasarım çerçevesi olarak beş operatif mod önermektir: (i) mekânsal genişletme, (ii) algısal kesinti, (iii) atmosferik koşullandırma, (iv) zamansal-anlatısal yapılandırma ve (v) etkileşimli mekânsallaşma. Üçüncüsü, bu müdahalelerin aşina mekânlarda yarattığı mikro-algısal kaymaları tanımlamak üzere "uyanış" (awakening) kavramını önermektir; bu kavram, mimarlıktaki tekinsizlik tartışmalarına yakın fakat ondan ayrışan, geri döndürülebilir ve denetimli bir yeniden-farkındalık hâli olarak kurgulanmaktadır. Yöntem olarak çalışma, tasarım yoluyla araştırma (rtd) yaklaşımını benimsemektedir; burada tasarım, önceden kurulmuş bir savı örneklemek için değil, savın bizzat inşa edilmesi için bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu tercih, çalışmanın önerdiği çerçevenin, henüz yerleşik bir kategori olarak var olmayan bir pratiğe -projeksiyonun kentsel ya da nesne temelli değil, mimari bir kullanımına- ilişkin olmasından kaynaklanmaktadır; dolayısıyla çerçeve, yalnızca mevcut örnekler üzerinden gözlemle değil, konumlanmış tasarım deneyimleri aracılığıyla üretilmiştir. Bu doğrultuda, yazarın kendi evi ile dört kişilik iki hanede olmak üzere üç farklı ev ortamında, 2014 yılında yürütülen spekülatif tasarım denemeleri kullanılmıştır. Aynı projeksiyon içeriği, gözden kaçan yüzeylere, mevcut görsellerin üzerine ve gündelik nesnelere yansıtılarak üç farklı mekânsal stratejiyle sınanmış; katılımcı gözlemlerine ilişkin notlar, kişisel veri toplanmadan ve anonimlik korunarak kaydedilmiştir. Bu üç deneme, istatistiksel olarak temsil edici bir örneklem olarak değil, altta yatan mekanizmayı görünür kılan "açıklamalı bir portfolyo" (annotated portfolio) mantığıyla ele alınmakta; beş operatif mod, bu denemelerin İkinci Bölüm'de kurulan tekinsizlik ve medya kuramı söylemiyle karşılıklı okunması yoluyla tümevarımsal değil, abdüktif bir sentezle üretilmektedir. Çalışma aynı zamanda önerilen çerçevenin sınırlılıklarını da tartışmaktadır. Projeksiyon sistemlerinin sürekli enerji tüketimi, elektronik atık üretimi, mahremiyet ve gözetim sorunları ile uzun süreli kullanımda ortaya çıkabilecek algısal yorgunluk, önerilen operatif modların bağlama duyarlı biçimde ve dikkatle uygulanması gerektiğine işaret etmektedir. Bu nedenle çerçeve, evrensel bir çözüm olarak değil, doğrulanmayı ve pratikte sınanmayı bekleyen kavramsal bir tasarım aracı olarak sunulmaktadır. Tasarımcılar açısından bu çerçevenin katkısı, projeksiyonu belirli bir cihaza veya üretici teknolojiye bağlı geçici bir çözüm olarak değil, fiziksel dönüşüm gerektirmeksizin mevcut mekânları yeniden yorumlayabilen, ölçeklenebilir bir tasarım düşünme biçimi olarak sunmasıdır. Çalışma, bu çerçevenin uzun süreli, yerinde ve çok sayıda haneyi kapsayan ampirik araştırmalarla sınanmasını, sürdürülebilirlik ve mahremiyet boyutlarının bu tür araştırmalarda öncelikli olarak ele alınmasını gelecekteki çalışmalar için bir yön olarak önermektedir.