AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIn particular, his grounding of the necessity of family life in the Qur’an, Sunnah, and ijmāʿ, his discussion of the individual and social functions of marriage, and his emphasis on matters requiring attention throughout the marital process demonstrate the importance attached to the family institution in Sufi thought.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
In Sufi thought, various rules concerning certain forms of conduct were established to ensure that the process of sayr wa sulūk could be completed at the desired level. Through these principles, Sufi authors aimed both to guide those newly initiated into Sufism and to respond to criticisms directed at Sufis from outside the tradition. This contributed to the emergence of a comprehensive tradition of ādāb wa arkān in Sufi literature. One of the issues discussed in this context in classical Sufi sources is marriage and family life. Most Sufis maintained that there was no inherent conflict between marriage and spiritual development; on the contrary, they argued that, when the necessary conditions were observed, family life could contribute to an individual’s spiritual growth. Among the leading Sufis who defended this view was Abū Ṭālib al-Makkī (d. 386/996). Living in the fourth/tenth century, during the formative period of Sufism, Makkī discussed marriage and family life in his Qūt al-qulūb from a broader perspective than many of his contemporaries. This study aims to examine Sufis’ attitudes toward marriage and family life in the formative period of Sufi literature, focusing primarily on the information provided by Makkī in Qūt al-qulūb. Based on document analysis, one of the qualitative research methods, the study concludes that, according to Makkī, a sālik may prefer celibacy to marriage when avoiding marital responsibilities, being unable to find a suitable spouse, or lacking the financial means to marry. Nevertheless, from a Sufi perspective, marriage represents a higher state than celibacy. Its association with the character of the prophets, encouragement in religious texts and various reports, and its practical adoption by Muslims constitute important evidence for this view. Furthermore, marriage enables the sālik to exercise greater control over the lower self and pursue a deeper religious life, while having children allows him to contribute to the continuation of the human lineage until the Day of Judgment. Makkī subsequently addresses matters requiring attention before and after marriage to ensure a healthy family life. His approach to marriage and celibacy provides a significant example of Sufism’s critical response to misguided tendencies concerning various aspects of zuhd. In particular, his grounding of the necessity of family life in the Qur’an, Sunnah, and ijmāʿ, his discussion of the individual and social functions of marriage, and his emphasis on matters requiring attention throughout the marital process demonstrate the importance attached to the family institution in Sufi thought.
Özet
Tasavvuf düşüncesinde seyrüsülûk sürecinin hedeflenen düzeyde tamamlanabilmesi için belli davranışlara yönelik çeşitli kurallar tahsis edilmiştir. Sûfî müellifler, bu tür kaideler aracılığıyla hem tasavvufa yeni intisap eden sâlikleri doğru bir şekilde yönlendirmeyi hem de mutasavvıflara dışarıdan yöneltilen eleştirilere cevap vermeyi amaçlamışlardır. Bu durum tasavvuf literatüründe kapsamlı bir “âdâb ve erkân geleneği”nin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Klasik dönem tasavvuf kaynaklarında bu bağlamda ele alınan meselelerden biri de evlilik ve aile hayatıdır. Mutasavvıfların çoğunluğu, evlilikle mânevî tekâmül arasında bir karşıtlığın bulunmadığını, aksine gerekli şartlar gözetildiğinde aile hayatının kişinin ruhî gelişimine katkı sağlayabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüşü savunan mutasavvıfların başında Ebû Tâlib el-Mekkî (öl. 386/996) gelmektedir. Nitekim tasavvufun teşekkül sürecinin yaşandığı IV./X. asırda yaşamış ve Kûtü’l-kulûb adlı eserinde evlilik ve aile hayatını çağdaşı olan diğer sûfî müelliflere kıyasla daha geniş bir perspektifte tartışmıştır. Bu çalışmada, Mekkî’nin Kûtü’l-kulûb’da verdiği bilgiler merkeze alınarak teşekkül dönemi tasavvuf literatüründe mutasavvıfların evlilik ve aile hayatına bakışlarının ortaya konulması amaçlanmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizine dayanan çalışmanın bir sonucu olarak Mekkî’nin yaklaşımına göre evlilikle birlikte doğacak sorumluluklardan kaçınma, uygun bir eş adayı bulamama, evlenmeye ekonomik olarak güç yetirememe gibi durumlarda sâlikin bekarlığı evliliğe tercih etmesi mümkündür. Bununla birlikte evlilik, tasavvufî açıdan bekarlıktan daha üstün bir mertebedir. Aile kurumunun peygamberlerin ahlâkının bir parçası olması, naslar başta olmak üzere çeşitli rivayetlerde teşvik edilmesi ve Müslümanlar tarafından fiilen uygulanması bu görüşü destekleyen önemli deliller arasındadır. Ayrıca sâlik, evlilik sayesinde nefsine hâkim olmayı başararak daha derinlikli bir dinî hayat yaşar ve sahip olduğu çocuklarla kıyamete kadar neslin devamlılığına katkı sağlar. Tasavvuf açısından evliliğin gerekliliğini bu şekilde ortaya koyan Mekkî, daha sonra aile hayatının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için evlilik öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gereken meseleler üzerinde durmaktadır. Mekkî’nin evlilik ve bekarlığa yaklaşımı, tasavvufun zühdün çeşitli meselelerine dair yanlış yönelimlere eleştirel bir söylem olarak teşekkül etmesinin güzel örneklerinden birini oluşturmaktadır. Özellikle onun aile hayatının gerekliliğini Kur’ân, sünnet ve icmâ bağlamında temellendirmesi, evliliğin bireysel ve toplumsal işlevlerine temas etmesi ve evlilik sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlara değinmesi, tasavvuf düşüncesinde sûfîlerin aile kurumuna verdiği önemi göstermesi açısından dikkate değerdir.