AI Summary & Key Takeaways
AI InsightUsing a constructivist international relations perspective, the study analyzes the Khazar experience as a strategic framework with potential relevance for the contemporary Turkey-Azerbaijan-Israel axis.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This study aims to reassess the historical legacy of the Khazar Khaganate, which ruled the northern Black Sea region, the North Caucasus, and the Lower Volga basin between the 7th and 10th centuries, within the context of contemporary international relations. The main argument of the article is that the Khazar Khaganate’s diplomatic balance, based on a multi-religious and multi-ethnic political structure, can be conceptualized in contemporary Eurasian geopolitics as a “Khazar Strategy.” Historically acting as a geopolitical buffer between Byzantium and the Islamic world, the Khazar Khaganate developed a unique political identity through the ruling elite’s adoption of Judaism, which also provided diplomatic autonomy. Jewish migration contributed to the development of trade networks and bureaucratic capacity, enabling the state to generate power through institutional and intellectual capital rather than demographic size. Using a constructivist international relations perspective, the study analyzes the Khazar experience as a strategic framework with potential relevance for the contemporary Turkey-Azerbaijan-Israel axis.
Özet
Bu çalışma, 7–10. yüzyıllar arasında Karadeniz’in kuzeyi, Kuzey Kafkasya ve Aşağı Volga havzasında hüküm süren Hazar Kağanlığı’nın tarihsel mirasını günümüz uluslararası ilişkileri bağlamında yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Makalenin temel argümanı, Hazar Kağanlığı’nın çok dinli ve çok etnisiteli yapısına dayanan diplomatik denge siyasetinin günümüz Avrasya jeopolitiğinde “Hazar Stratejisi” olarak kavramsallaştırılabileceğidir. Tarihsel olarak Bizans ile İslam dünyası arasında jeopolitik bir tampon güç olan Hazar Kağanlığı, yöneticilerinin Museviliği benimsemesiyle özgün bir siyasal kimlik geliştirmiş ve bu tercih diplomatik özerklik sağlamıştır. Yahudi göçleriyle güçlenen ticaret ağları ve bürokratik kapasite, devletin kurumsal ve entelektüel sermaye üzerinden güç üretmesine katkıda bulunmuştur. Çalışma, konstrüktivist uluslararası ilişkiler yaklaşımını kullanarak Hazar tarihsel deneyimini kimlik ve strateji perspektifinden analiz etmekte ve bu mirasın Türkiye-Azerbaycan-İsrail ekseninde stratejik bir doktrine dönüştürülebileceğini ileri sürmektedir.