AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe permissive environment surrounding corporate activity in the West Bank foreshadowed these systemic failures of the international legal order, which have become unmistakably visible in Gaza.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This article examines the selective application of international law to corporate activities in occupied territories through the case study of Airbnb’s operations in the Israeli settlements in the Occupied West Bank. Although international humanitarian law and international human rights law clearly prohibit the acquisition of territory by force and restrict practices that sustain unlawful settlements, economic actors continue to operate in these areas with limited legal consequences. Airbnb’s fluctuating policy (first permitting, then removing, and later reinstating listings in the settlements) illustrates how corporate conduct is shaped less by international legal standards than by domestic political and economic pressures. The article argues that this inconsistency reflects structural shortcomings within international business and human rights law. The soft-law character, vague terminology, and uneven implementation of the UN Guiding Principles on Business and Human Rights create significant room for interpretation and avoidance, weakening their practical effect. More fundamentally, the very design of these soft and indeterminate frameworks enables double standards rather than constraining them. Similar conduct may therefore be condemned in some conflicts while tolerated in others. The Airbnb episode therefore serves as a microcosm of a deeper problem: the gradual exposure of the selective application of international law and the corresponding erosion of its authority and credibility. The permissive environment surrounding corporate activity in the West Bank foreshadowed these systemic failures of the international legal order, which have become unmistakably visible in Gaza.
Özet
Bu makale, şirketlerin işgal altındaki topraklarda yürüttüğü faaliyetlere ilişkin uluslararası hukuk kurallarının seçici biçimde uygulanmasını, Airbnb’nin Batı Şeria’daki hukuksuz İsrail yerleşimlerindeki faaliyetleri vakası üzerinden incelemektedir. Uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası insan hakları hukuku, kuvvet kullanımı yoluyla toprak edinimini açıkça yasaklamakta ve hukuksuz yerleşimlere destek veren uygulamaları sınırlamaktadır. Buna rağmen ekonomik aktörler bu bölgelerde sınırlı hukuki sonuçlarla faaliyet göstermeye devam etmektedir. Airbnb’nin bu yöndeki degişken politikası (yerleşimlerdeki ilanlara önce izin vermesi, ardından kaldırması ve daha sonra yeniden yayımlaması) şirket davranışlarının uluslararası hukuk standartlarından ziyade siyasi ve ekonomik baskılar tarafından şekillendiğini göstermektedir. Makale, bu tutarsızlığın uluslararası iş ve insan hakları hukukundaki yapısal eksikliklerden kaynaklandığını belirtmektedir. Birleşmiş Milletler İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nin bağlayıcı olmaması, muğlak terminolojisi ve düzensiz uygulanması, yorum ve kaçınma için geniş bir alan bırakmakta ve bu ilkelerin pratik etkisini zayıflatmaktadır. Daha temelde ise, bu yumuşak ve belirsiz çerçevelerin tasarımın kendisi, çifte standartları sınırlamak yerine mümkün kılmaktadır. Bu nedenle benzer davranışlar bazı çatışmalarda kınanırken diğerlerinde tolere edilebilmektedir. Bu bağlamda Airbnb vakası, daha derin bir sorunun küçük bir yansıması niteliğindedir: uluslararası hukukun seçici biçimde uygulanmasının giderek daha görünür hâle gelmesi ve buna paralel olarak otoritesi ile güvenilirliğinin aşınması. Batı Şeria’daki şirket faaliyetlerine yönelik müsamahakâr ortam, uluslararası hukuk düzeninin bu yapısal zaaflarının adeta habercisi olmuş; söz konusu zaaflar Gazze’de artık inkâr edilemeyecek ölçüde görünür hâle gelmiştir.