AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThese findings suggest that integrating prognostic markers into clinical decision-making may improve outcome prediction.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Objective: Acute kidney injury (AKI) necessitating continuous renal replacement therapy (CRRT) is linked to elevated mortality rates in the intensive care unit (ICU). Finding prognostic markers affects each person's care are still very important. The objective of this study was to determine clinical and biochemical predictors of intensive care unit mortality in patients undergoing CRRT. Methods: This retrospective single-center study encompassed 130 adult ICU patients who underwent CRRT from January 2024 to January 2025. For the mortality analysis, patients were divided into two groups: surviving and exitus. For the secondary analysis, they were divided into two groups: early CRRT and late CRRT, based on when they started. Results: The mortality rate in the ICU was 83.8% (n=109). In multivariable logistic regression, a higher SOFA score (OR: 2.18; 95% GA: 1.38–3.45; p=0.001), increased serum creatinine (OR: 0.59; 95% GA: 0.36–0.94; p=0.029), levels were independently linked to mortality. There was no significant difference in mortality between the early (57.7%) and late (42.3%) CRRT initiation groups (p>0.05). The late group, on the other hand, stayed in the ICU and the hospital for a lot longer and got more Prismocal solution (p<0.05). Conclusion: This study identified several clinical and biochemical parameters as independent predictors of mortality in CRRT-treated ICU patients. Although early CRRT initiation did not significantly impact survival, it was associated with reduced use of dialysis solution and shorter ICU and hospital stays. These findings suggest that integrating prognostic markers into clinical decision-making may improve outcome prediction.
Özet
Amaç: Akut böbrek hasarı (ABH), yoğun bakımda yüksek mortalite ile ilişkilidir. Yoğun bakımda akut böbrek hasarının tedavisinde sürekli renal replasman tedavisi (SRRT) uygulanır. Mortalite için prognostik belirteçlerin saptanması ve SRRT’nin erken veya geç başlanmasının hasta bakımına etkisinin belirlenmesi kritik öneme sahiptir. Çalışmamızın amacı SRRT alan YBÜ hastalarında mortaliteyi öngören klinik ve biyokimyasal belirleyicileri incelemek ve erken ile geç SRRT başlama gruplarının sonuçlarını karşılaştırmaktır. Yöntem: Bu retrospektif, tek merkezli çalışmaya Ocak 2024–Ocak 2025 tarihleri arasında YBÜ’de SRRT uygulanan 130 erişkin hasta dahil edildi. Demografik veriler, hastalık şiddet skorları (SOFA ve APACHE II), laboratuvar değerleri ve SRRT başlama zamanı incelendi. Mortalite analizinde hastalar yaşayanlar ve ölenler olarak iki gruba ayrıldı. İkincil analizde ise başlama zamanına göre erken ve geç başlanan SRRT grupları karşılaştırıldı. Bulgular: Mortalite oranı %83,8 (N=109) idi. Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde yüksek SOFA skoru (OR: 2,18; %95 GA: 1,38–3,45; p=0,001), artmış serum kreatinin düzeyi (OR: 0,59; %95 GA: 0,36–0,94; p=0,029), düşük trombosit sayısı, hipoalbüminemi, yüksek INR ve CRP düzeyleri mortalite ile bağımsız olarak ilişkili bulundu. Erken (%57,7) ve geç (%42,3) SRRT başlama grupları arasında mortalite açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). Geç gruptaki hastalar, erken gruba kıyasla daha uzun süre YBÜ ve hastanede yatış gerektirdi ve daha fazla Prismocal solüsyonu aldı (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma, SOFA skoru ve serum kreatinin düzeyi de dahil olmak üzere çeşitli klinik ve biyokimyasal parametrelerin, SRRT uygulanan YBÜ hastalarında mortalitenin bağımsız öngördürücüleri olduğunu göstermiştir. Erken SRRT başlatılması sağkalımı etkilememekle birlikte, daha az diyaliz solüsyonu kullanımı ve daha kısa YBÜ ile hastane yatış süresi ile ilişkilidir. Bulgular, prognostik belirteçlerin klinik karar verme sürecine dahil edilmesinin sonuç tahminlerinin doğruluğunu artırabileceğini, ayrıca SRRT’nin erken başlatılmasının mortaliteyi değiştirmese bile lojistik ve kaynak kullanımı açısından avantaj sağlayabileceğini göstermektedir. .