AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIn this context, the study aims to contribute to comparative discussions on the concept of becoming between Sufi metaphysics and contemporary ontology.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This article offers a comparative analysis of the ontological status of “becoming” in the philosophies of Ibn ʿArabī and Gilles Deleuze. While Ibn ʿArabī grounds being in an absolute and immutable principle, he conceptualizes becoming as the manifestation of divine names and attributes within the realm of possible beings. In this framework, becoming does not signify an essential transformation of being but rather an ontological change of state at the level of contingent existence. Deleuze, by criticizing the classical metaphysical notions of essence, substance and transcendent principles, conceptualizes becoming as a fundamental ontological movement of differentiation operating through relations of difference, repetition and immanence and grounds being within a dynamic network of continuously differentiating relations. Employing a comparative philosophical method and conceptual analysis, this study elucidates both the convergences and the fundamental ontological divergences between these two approaches to becoming. In this context, the study aims to contribute to comparative discussions on the concept of becoming between Sufi metaphysics and contemporary ontology.
Özet
Bu çalışma, İbn Arabî ve Gilles Deleuze’ün “oluş” kavramına yükledikleri anlamları, oluşun ontolojik statüsü bağlamında karşılaştırmalı olarak incelemektedir. İbn Arabî, varlığı mutlak ve değişmez bir ilkeye dayandırırken, oluşu Tanrı’nın isim ve sıfatlarının mümkün varlıklar düzlemindeki tecellileri olarak kavramsallaştırır. Bu çerçevede oluş, ontolojik olarak özsel bir dönüşüm değil, varlığın mümkün düzlemdeki hal değişimi olarak ele alınmaktadır. Deleuze ise klasik metafiziğin öz, töz ve aşkın ilke anlayışlarını eleştirerek oluşu, fark, tekrar ve içkinlik ilişkileri içerisinde işleyen temel bir ontolojik farklılaşma hareketi olarak düşünmekte ve varlığı sürekli farklılaşan dinamik ilişkiler ağı içerisinde temellendirmektedir. Çalışmada karşılaştırmalı felsefe yöntemi ve kavramsal analiz kullanılarak, iki düşünürün oluş anlayışları arasındaki benzerlikler ve temel ontolojik ayrımlar ortaya konulmuştur. Bu bağlamda çalışma, tasavvuf metafiziği ile çağdaş ontoloji arasında oluş kavramı ekseninde yürütülebilecek karşılaştırmalı tartışmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır.