AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIn this context, the study develops concrete and actionable policy recommendations aimed at mitigating these mismatches and enhancing young people’s more effective integration into the economy.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This article examines debates over decent work in Turkish manufacturing by comparing young workers’ and employers’ perspectives and foregrounding discouragement as an underexplored outcome. Using the International Labour Organization’s framework, a phenomenological design and in-depth interviews, it analyses how subjective experiences shape meanings of decent work. Findings show divergent narratives: young workers emphasise dignity, fairness and social recognition, whereas employers stress productivity, discipline and workplace harmony. Employers’ ‘family-like workplace’ rhetoric portrays employment relations as caring and cohesive; however, it normalises low wages and obscures power asymmetries, leaving young workers feeling underrepresented and ignored. These interpretations reinforce generational and positional divides and deepen labour market mismatches. By identifying discouragement as a mechanism linking employer discourse to young workers’ lived experiences, the article addresses neglected subjective demotivation processes and shows how decent work is symbolically constructed yet materially constrained, particularly for young workers in developing economies. In this context, the study develops concrete and actionable policy recommendations aimed at mitigating these mismatches and enhancing young people’s more effective integration into the economy.
Özet
Bu makale, Türkiye imalat sektöründe insana yakışır iş tartışmalarını, genç çalışanlar ile işverenlerin perspektiflerini karşılaştırarak incelemekte ve yeterince ele alınmamış bir sonuç olarak yılgınlık/ümitsizlik olgusunu öne çıkarmaktadır. International Labour Organization çerçevesi, fenomenolojik araştırma deseni ve derinlemesine görüşmeler kullanılarak, öznel deneyimlerin insana yakışır iş kavramına yüklenen anlamları nasıl şekillendirdiği analiz edilmektedir. Bulgular, farklılaşan anlatılara işaret etmektedir: Genç çalışanlar onur, adalet ve sosyal tanınmayı vurgularken; işverenler üretkenlik, disiplin ve işyeri uyumunu ön plana çıkarmaktadır. İşverenlerin “aile benzeri işyeri” söylemi, istihdam ilişkilerini kapsayıcı ve koruyucu bir yapı olarak sunmakta; ancak bu söylem düşük ücretleri normalleştirmekte ve güç asimetrilerini görünmez kılarak genç çalışanların kendilerini yeterince temsil edilmemiş ve göz ardı edilmiş hissetmelerine yol açmaktadır. Bu yorumlar, kuşaklar arası ve konumsal ayrışmaları pekiştirerek işgücü piyasasındaki uyumsuzlukları derinleştirmektedir. Makale, yılgınlığı işveren söylemi ile genç çalışanların deneyimleri arasında bağ kuran bir mekanizma olarak tanımlayarak, ihmal edilen öznel motivasyon kaybı süreçlerine ışık tutmakta ve özellikle gelişmekte olan ekonomilerde gençler açısından insana yakışır işin sembolik olarak inşa edildiğini ancak maddi koşullar tarafından sınırlandığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, söz konusu uyumsuzlukların azaltılmasına ve gençlerin ekonomiye daha etkin entegrasyonunun sağlanmasına yönelik somut ve uygulanabilir politika önerileri geliştirmektedir.