AI Summary & Key Takeaways
AI InsightFinally, proposals are put forward that aim to remain consistent with the nemo tenetur principle while preserving the effectiveness of tax audits.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Since taxation is conducted on the basis of the records and documents kept by taxpayers, such records and documents are of fundamental importance for ensuring public order in the field of tax law and for the effective conduct of tax audits. Accordingly, Article 359/a-2 of the Turkish Tax Procedure Law criminalises the concealment or non-submission of records and documents that are required to be kept and submitted. However, this regulation gives rise to significant problems in terms of the nemo tenetur principle. This study examines in detail the relationship between the offence of concealing records and documents and the nemo tenetur principle. First, the offence in question and the main contours of the nemo tenetur principle are outlined; subsequently, the conflict between these two legal arrangements and the resulting legal problems are analysed. In this context, doctrinal views and proposed solutions are evaluated, and the case law of the Constitutional Court of Turkey and the European Court of Human Rights, as well as the practices of certain foreign legal systems, are examined comparatively. Finally, proposals are put forward that aim to remain consistent with the nemo tenetur principle while preserving the effectiveness of tax audits.
Özet
Vergilendirmenin mükelleflerin defter ve belgeleri üzerinden yapılması nedeniyle defter ve belgeler kamu düzeninin sağlanabilmesi ve vergi denetiminin etkin bir şekilde yürütülebilmesi bakımından önem taşımaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 359/a-2 maddesinde de bu amaç doğrultusunda, tutulması ve ibrazı zorunlu olan defter ve belgelerin gizlenmesi veya teslim edilmemesi suç olarak düzenlenmiştir. Bununla birlikte söz konusu düzenleme, Anayasa m. 38/5’te “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” ifadesiyle yer verilen nemo tenetur ilkesi bakımından önemli sorunlar doğurmaktadır. Çünkü defter ve belgelerin usulüne uygun tutulmadığı varsayımında, mükellefin cezai yaptırım tehdidi altında bu belgeleri ibraza zorlanması, kişinin kendi aleyhine delil sunmaya mecbur bırakılması sonucunu doğuracaktır. Çalışma kapsamında, defter ve belgelerin gizlenmesi suçu ile nemo tenetur ilkesi arasındaki ilişki ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Öncelikle söz konusu suç tipi ve nemo tenetur ilkesi ana hatlarıyla açıklanmakta; ardından iki düzenleme arasındaki çatışma ve ortaya çıkan hukuki sorunlar incelenmektedir. Bu çerçevede doktrinde ileri sürülen görüşler ve çözüm önerileri değerlendirilmekte; Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Son olarak, nemo tenetur ilkesine uygun ve vergi denetiminin etkinliğini koruyan çözüm önerileri ortaya konulmaktadır.