AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThis approach reveals that fundamental rights may operate through a diagonal effect in the law of evidence, providing an efficient and structured form of protection beyond the traditional vertical and horizontal paradigms.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Violations of fundamental rights by third parties may lead either to generating of evidence or to gethering. This article addresses the admissibility of such evidence in criminal proceedings. The European model, grounded in the horizontal effect of fundamental rights, tends toward categorical exclusion, whereas the American state action doctrine permits admission as long as the absence of direct governmental involvement. Neither framework adequately reflects the structural features of criminal law or the functional requirements of criminal procedure. This article argues that the problem should instead be approached through the principle of nemo auditur propriam turpitudinem allegans. The decisive question is not who committed the initial violation, nor whether a formal link to state action can be established, but rather the position adopted by the state before and after the violation. Evidence should be excluded only where a failure of the state’s obligations transforms a horizontal violation into a vertical breach of the right to a fair trial. Where the state tacitly approves, tolerates, or fails to meaningfully respond to rights violations, it cannot be permitted to benefit from the evidentiary outcomes of such conduct. This approach reveals that fundamental rights may operate through a diagonal effect in the law of evidence, providing an efficient and structured form of protection beyond the traditional vertical and horizontal paradigms.
Özet
Üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen temel hak ihlâlleri, delillerin oluşumu veya toplanması sonucunu doğurabilir. Bu çalışma, söz konusu delillerin ceza muhakemesinde geçerliliği sorununu ele almaktadır. Temel hakların yatay etkisine dayanan Avrupa modeli kategorik dışlamaya yönelirken, Amerikan devlet eylemi doktrini doğrudan bir devlet müdahalesi bulunmadığı sürece delilin kabulüne imkân tanımaktadır. Her iki yaklaşım da ceza hukukunun niteliğine ve ceza muhakemesi hukukunun gereksinimlerine tam olarak uygun düşmemektedir. Kanaatimizce, sorun nemo auditur propriam turpitudinem allegans ilkesi çerçevesinde ele alınmalıdır. Belirleyici olan, ihlâlin kim tarafından gerçekleştirildiği veya devlet eylemiyle doğrudan bir bağlantının kurulup kurulamadığı değil; devletin ihlâl öncesi ve sonrasındaki tutumudur. Ancak devletin de kendi yükümlülüklerini ihlâl ederek; üçüncü kişi tarafından gerçekleştirilen yatay ihlali, adil yargılanma hakkının dikey bir ihlaline dönüştürmesi hâlinde artık delil hukuka aykırı olarak nitelendirilmelidir. Devletin hak ihlâllerini zımnen onayladığı, tolere ettiği veya bunlara karşı etkili bir tepki göstermediği hâllerde, bu ihlâllerin ortaya çıkardığı delillerden yararlanmasına izin verilemez. Bu yaklaşım, temel haklara ilişkin normların delil hukukunda çapraz (diagonal) bir işlev gösterdiğini ve klasik yatay-dikey ayrımın ötesinde etkin ve tutarlı bir koruma mekanizması sağlamaktadır.