AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe findings reveal that al-Pazdawī does not treat linguistic rules as mere theoretical constructs; instead, he systematically integrates them into the core of jurisprudential legal inference.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This study examines the Arabic linguistic principles that Fakhr al-Islām Abū al-ʿUsr al-Pazdawī (d. 482/1089), a leading figure in the Ḥanafī legal theory tradition, drew upon in his seminal work Kanz al-Wuṣūl ilā Maʿrifat al-Uṣūl. Because Arabic serves as the language of the Qurʾān and the Sunnah, linguistic sciences such as syntax (naḥw), morphology (ṣarf), and rhetoric (balāghah) became inseparable components of uṣūl al-fiqh. Consequently, linguistic rules operate not merely as auxiliary tools but as core methodological principles that directly shape the deduction of legal rulings (istinbāṭ). Accordingly, fundamental issues in classical jurisprudence, including the textual implication of expressions (dalālat al-alfāẓ), general and specific terms (ʿāmm–khāṣṣ), absolute and qualified concepts (muṭlaq–muqayyad), commands and prohibitions (amr–nahy), and literal versus metaphorical usages (ḥaqı̄qah–majāz), are extensively grounded in linguistic analysis. Using a text-based and analytical approach, this research explores how conjunctions and prepositions in al-Pazdawī's work influence the formulation of legal rulings. Specifically, it demonstrates how the diverse semantic variations of these particles affect the scope, binding force, and practical enforcement of jurisprudential laws through selected examples from the text. Furthermore, the study evaluates how contextual shifts in the meanings of these linguistic elements generate interpretive differences and contribute to disagreements among various legal schools. The findings reveal that al-Pazdawī does not treat linguistic rules as mere theoretical constructs; instead, he systematically integrates them into the core of jurisprudential legal inference. His methodology establishes a robust connection between language and law, meticulously analyzing the semantic boundaries of expressions to direct the derivation of rulings. In this regard, language serves as an essential epistemological foundation that actively dictates normative outcomes rather than acting as a mere vehicle of expression. Ultimately, this study illustrates how the relationship between Arabic linguistics and uṣūl al-fiqh moves from theory to practical application, clarifying the epistemological and methodological status of language in the Ḥanafī tradition. These insights are expected to contribute significantly to the understanding of classical texts and the reinterpretation of contemporary debates in legal theory. While existing literature addresses al-Pazdawī's general approach to legal theory, independent research that systematically analyzes the precise function of Arabic grammar in his derivation of legal rulings remains scarce. By focusing directly on the textual mechanics of conjunctions and prepositions, this study aims to fill this scholarly gap and highlight the intricate relationship between language and law in Ḥanafī jurisprudence.
Özet
Bu çalışma, Hanefî usûl geleneğinin önde gelen temsilcilerinden Fahrülislâm Ebü’l-‘Usr el-Pezdevî’nin (öl. 482/1089) Kenzü’l-vüṣûl ilâ maʿrifeti’l-uṣûl adlı eserinde yararlandığı bazı Arap dili kaidelerini incelemektedir. Arapçanın Kur’ân ve Sünnet’in dili olması, nahiv, sarf ve belâgat gibi dil ilimlerini fıkıh usulünün ayrılmaz bir parçası hâline getirmiş; bu durum, dil kurallarının yalnızca yardımcı unsurlar değil, hüküm istinbatını doğrudan belirleyen metodolojik ilkeler olarak değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Nitekim klasik usûl literatüründe lafızların delâleti, umum-husus, mutlak-mukayyed, emir-nehiy ve hakikat-mecaz gibi temel meseleler büyük ölçüde dilsel çözümlemeler üzerine inşa edilmiştir. Bu çerçevede çalışma, Pezdevî’nin söz konusu eserinde fıkhî ahkama etkisi yüksek olan özellikle atıf harfleri ve harf-i cerler dilsel olguların fıkhî hükümlere etkisini metin merkezli ve analitik bir yaklaşımla ele almakta ve bu harflerin harflarin farklı anlam ihtimallerinin, hükümlerin kapsamı, bağlayıcılığı ve uygulanma biçimi üzerindeki belirleyici rolü, eserden seçilen örnekler üzerinden ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Ayrıca söz konusu dil unsurlarının bağlama göre kazandığı anlam değişimleri, yorum farklılıklarına nasıl zemin hazırladığı ve mezhepler arası ihtilaflara katkısı da değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Pezdevî’nin dil kaidelerini yalnızca teorik bir çerçevede ele almadığı; aksine bunları sistematik ve tutarlı bir şekilde usûlî çıkarımların merkezine yerleştirdiği tespit edilmiştir. Onun yaklaşımı, dil ile hukuk arasında güçlü bir metodolojik bağ kurmakta ve lafızların anlam alanını titizlikle analiz ederek hüküm çıkarma sürecine yön vermektedir. Bu bağlamda dil, sadece bir ifade aracı değil, aynı zamanda normatif sonuçlara ulaşmada belirleyici bir epistemolojik zemin olarak karşımıza çıkmaktadır. Sonuç olarak bu çalışma, Arap dili ile fıkıh usulü arasındaki ilişkinin teorik düzeyden pratik uygulama düzeyine nasıl taşındığını göstermekte; Hanefî usûl düşüncesinde dilin epistemolojik ve metodolojik konumunu daha görünür hâle getirmektedir. Ayrıca elde edilen bulguların, klasik metinlerin anlaşılması ve çağdaş usûl tartışmalarının yeniden yorumlanması açısından önemli katkılar sunabileceği değerlendirilmektedir. Öte taraftan literatürde Pezdevî’nin usûl anlayışını ele alan çalışmalar bulunmakla birlikte, onun Kenzü’l-vüṣûl adlı eserinde yararlandığı Arap dili kaidelerinin fıkhî hüküm istinbatındaki fonksiyonunu sistematik ve bütüncül biçimde inceleyen müstakil çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu çalışma, atıf edatları ve harf-i cerler gibi dil unsurlarının hüküm üretme sürecindeki metodolojik işlevini doğrudan metin üzerinden analiz ederek bu boşluğun giderilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, Hanefî usûl düşüncesinde dil ile hukuk arasındaki ilişkinin daha görünür hâle getirilmesine katkı sunmaktadır.