AI Summary & Key Takeaways
AI InsightUltimately, the organizational structure of CSOs and the hegemonic external factors seriously affect the capacity of CSOs to carry out rational action in the public sphere and to generate social legitimacy in a democratic political system.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Today, the participation of non-governmental organizations in public discussions and negotiations in the approach of democracy has started to be seen as the most important factor determining the legitimacy of democratic political systems. The concept of public space idealized by Jürgen Habermas within the context of communicative rationality plays the role of a systematic network that mediates the communication of information and opinions between the state and society. It is seen that civil society organizations analyze the expression of social problems in private areas and transfer them to the public sphere in an reinforced way. However, these idealized communicative rules do not always resonate homogeneously in the application of politics and it is observed that the institutional basis between the capacity of non-governmental organizations and rational action remains largely non-resistance. Current approaches in the literature focus mainly on the external constraints of the state, with civil society largely lacking in understanding how antidemocratic hierarchies within itself and media and resource inequalities in the public sphere reproduce each other. Within the scope of this study, which uses conceptual analysis and critical literature survey method; the level of participation of non-governmental organizations in the public sphere and public negotiations in the context of the public domain concept of Jurgen Habermas; to be addressed in a holistic way by taking aim of the present state of civil society together with internal and external factors. Ultimately, the organizational structure of CSOs and the hegemonic external factors seriously affect the capacity of CSOs to carry out rational action in the public sphere and to generate social legitimacy in a democratic political system.
Özet
Günümüzde demokrasi anlayışında sivil toplum kuruluşlarının kamusal alandaki tartışmalara ve müzakerelere katılımı demokratik siyasal sistemlerin meşruiyetini belirleyen en önemli unsur olarak görülmeye başlanmıştır. Jürgen Habermas’ın iletişimsel ussallık kapsamında idealleştirdiği kamusal alan kavramı, devlet ile toplum arasındaki bilgi ve görüşlerin iletişimi için arabuluculuk yapan eden sistematik bir şebeke rolü oynamaktadır. Bu tartışmalar ışığında sivil toplum kuruluşları toplumsal sorunların özel alanlardaki dışavurumunu çözümleyerek bunları pekiştirilmiş bir şekilde kamusal alana aktaran aktör olarak ön görülmektedir. Ancak idealize edilen bu iletişimsel kurallar siyasetin uygulamasında her daim homojen bir şekilde bir yankı bulamamakta ve sivil toplum kuruluşlarının kapasitesi ile rasyonel eylem arasındaki kurumsal temelin büyük ölçüde dayanıksızlığının devam ettiği gözlemlenmektedir. Literatürdeki mevcut yaklaşımlar ağırlıklı olarak devletin dışsal kısıtlamalarına odaklanmakta, sivil toplumun kendi içindeki antidemokratik hiyerarşiler ile kamusal alandaki medya ve kaynak eşitsizliklerinin birbirini nasıl yeniden ürettiğini kavramada büyük ölçüde eksik kalmaktadır. Kavramsal analiz ve eleştirel literatür taraması yöntemi kullanılan bu çalışma kapsamında; Jürgen Habermas’ın kamusal alan kavramı bağlamında sivil toplum kuruluşlarının kamusal alana ve kamusal müzakerelere katılım düzeyi; içsel ve dışsal faktörler ile birlikte bütüncül bir şekilde ele alınarak sivil toplum kuruluşların kamusal alandaki mevcut durumunun fotoğrafı çekilmek hedeflenmiştir. Nihayetinde, STK’ların organizasyonel yapısı ve hegemonik dış faktörlerin STK’ların kamusal alanda rasyonel eylem gerçekleştirebilme ve demokratik bir siyasal sistemde toplumsal meşruiyet üretebilme kapasitesini ciddi ölçüde etkilemektedir.