AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIn this regard, the study argues that cinema is not merely a tool that represents architecture, but rather offers a critical and experience-based field of thought that renders its sensory, temporal, and ethical dimensions visible, thereby providing a phenomenological contribution to architectural theory.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This study aims to analyze how ordinary real spaces are transformed into emotionally charged, atmospheric, and fictional spaces through cinematographic strategies by examining the relationship between cinema and architecture through Wong Kar-wai’s In the Mood for Love (2000). Rather than using space as a passive background, the film produces an architectural narrative by rendering space an active narrative component associated with perception, memory, time, and ethical boundaries. In this context, the study reveals how space is reinterpreted and intensified through cinema and how it generates meaning through the viewer’s experience. The research adopts a qualitative and conceptual methodology, examining the film through two complementary frameworks: a cinematic–architectural analysis of spatial organization, scale, light, materiality, and framing, and a phenomenological interpretation focusing on atmosphere, time, repetition, and viewer experience. The analyses show that in In the Mood for Love, apartments, streets, corridors, and threshold spaces function not merely as physical settings but as spatial counterparts that make visible repressed emotions, socially shaped ethical hesitations, and states of temporal in-betweenness. The film’s non-linear, fragmented temporal structure, established through repetition, operates together with space to draw the viewer into an emotional and mnemonic experience, while liminal spaces spatially materialize ethical boundaries and internal tensions. In this regard, the study argues that cinema is not merely a tool that represents architecture, but rather offers a critical and experience-based field of thought that renders its sensory, temporal, and ethical dimensions visible, thereby providing a phenomenological contribution to architectural theory.
Özet
Bu çalışma, Wong Kar-wai’nin In the Mood for Love (2000) filmi üzerinden sinema ve mimarlık arasındaki ilişkiyi inceleyerek, sıradan gerçek mekânların sinematografik stratejiler aracılığıyla nasıl duygu yüklü, atmosferik ve kurgusal mekânlara dönüştürüldüğünü analiz etmeyi amaçlamaktadır. Film, mekânı edilgen bir arka plan olarak kullanmak yerine; algı, hafıza, zaman ve etik sınırlarla ilişkili aktif bir anlatı bileşeni hâline getirerek mimari bir hikâye üretmektedir. Bu bağlamda çalışma, mekânın sinema aracılığıyla nasıl yeniden yorumlandığını, yoğunlaştırıldığını ve izleyici deneyimi üzerinden anlam ürettiğini ortaya koymaktadır. Araştırma, nitel ve kavramsal bir yöntem izleyerek filmi iki tamamlayıcı analiz çerçevesi üzerinden ele almaktadır: mekânın fiziksel organizasyonu, ölçek, ışık, malzeme ve kadrajlama stratejileri üzerinden gerçekleştirilen cinematic–architectural analysis ve mekânın atmosfer, zaman, tekrar ve izleyici deneyimi üzerinden nasıl anlam ürettiğini inceleyen fenomenolojik yorumlama. Analizler, In the Mood for Love’da apartmanlar, sokaklar, koridorlar ve eşik mekânların yalnızca fiziksel çevreler olarak değil; karakterlerin bastırılmış duygularını, toplumsal normlarla çevrili etik tereddütlerini ve zamansal aradalık hâllerini görünür kılan mekânsal karşılıklar olarak kurgulandığını göstermektedir. Filmde zamanın doğrusal olmayan, parçalı ve tekrarlar üzerinden kurulan yapısı, mekânla birlikte işleyerek izleyiciyi duygusal ve belleksel bir deneyimin içine çekerken, liminal mekânlar etik sınırları ve içsel gerilimleri mekânsal olarak somutlaştırmaktadır. Bu bağlamda çalışma, sinemanın mimarlığı yalnızca temsil eden bir araç değil; onun duyusal, zamansal ve etik boyutlarını görünür kılan eleştirel ve deneyim temelli bir düşünme alanı sunduğunu savunarak, mimarlık kuramına fenomenolojik bir katkı sunmaktadır.