AI Summary & Key Takeaways
AI InsightTherefore, the article suggests that new scholars should leave this habit and focus on more critical studies that produce new knowledge.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Abstract: Today studies of religion in Türkiye are represented mostly in the academic structure of the Faculties of Theology and Islamic Studies, and their number outnumbers a hundred. Türkiye has a century-old tradition of modern studies of religions, with a substantial output of scholarship. However, there is no proper treatment of the Turkish legacy of religious studies in Western scholarship. This essay argues that the scholarly output of Türkiye on religious studies has always been significant, both qualitatively and quantitatively. It also provides a general assessment of the field in terms of its contribution to relevant scholarship and offers some insights. Prof. Hikmet Tanyu completed the first Ph.D. degree in the field at Ankara University in 1959. Although the study of religions in Türkiye has roots back to 1874, this date is generally considered the beginning of the continuous existence of the History of Religions in Turkish universities. Tanyu and his students dreamed creating a legacy of the History of Religions in Turkish, by Turkish-Muslim scholars, a trustworthy “territory” of fine scholarship. Therefore, they mostly preferred general topics, as they want to lay the foundations of a new field in Türkiye. This research on the studies of religion in Türkiye, and its review of some exemplary recent studies reveal that there is still a general tendency of “laying foundations”, albeit several fine exceptions, in various major subjects related to world religions. This prospect inevitably brings general, introductory studies, which tends to transfer data rather than making critical contributions to scholarship. What they generally end up doing is little more than transferring the data provided by western scholarship. Therefore, the article suggests that new scholars should leave this habit and focus on more critical studies that produce new knowledge.
Özet
Öz: Türkiye’de din çalışmaları kahir ekseriyetle, toplam sayıları yüzü aşan İlahiyat ya da İslami İlimler fakültelerinin akademik yapısı içinde temsil edilmektedir. Türkiye’nin yüzyılı aşan ömrüyle muazzam bir bilimsel din araştırmaları (religious studies) müktesebatı vardır. Ancak Batı literatüründe bu yadsınamaz muazzam birikimi yeterince ele alan bir çalışma bulunmamaktadır. Elinizdeki makale Türkiye’de Dinler Tarihi sahasındaki bilimsel üretimin başlangıcından itibaren nitelik ve nicelik bakımından ihmal edilemez düzeyde önemli olduğunu iddia etmektedir. Makale sahada yapılan çalışmaları genel olarak değerlendirmekte, özellikle yakın zamanda yapılan çalışmaları dikkate alarak bazı tespit ve önerilerde bulunmaktadır. Her ne kadar Türkiye’de Dinler Tarihi’nin başlangıcı 1874’te Dar’ül Fünûn edebiyat fakültesinde “Tarih-i Umumî ve İlm-i Esatîr-i Evveliyn” adlı dersin konulmasına kadar geriye giden bir tarihe sahipse de, Prof. Hikmet Tanyu’nun ilk Dinler Tarihi doktorasını tamamladığı 1959 tarihi genellikle Türkiye üniversitelerinde Dinler Tarihi alanının kesintisiz varlığının başlangıcı kabul edilir. Tanyu ve öğrencileri Türk ve Müslüman Dinler Tarihçileri tarafından üretilmiş Türkçe bir Dinler Tarihi mirası oluşturmak ve güvenilir ve iyi yapılmış çalışmalardan oluşan bir Dinler Tarihi alanı inşa etmek istediler. Bu nedenle genellikle ülkemizde yeni ortaya çıkan bir sahaya zemin oluşturacak giriş mahiyetinde çalışmalar yapıldı. Türkiye’deki Dinler Tarihi çalışmaları üzerindeki araştırmalarımız ve örnek olarak seçtiğimiz tezleri incelememiz neticesinde, Türkiye’de hala “sahaya zemin oluşturma” alışkanlığının devam ettiğini görmekteyiz. Bu bakış açısı kaçınılmaz olarak genel ve giriş mahiyetinde çalışmaları ortaya çıkarmakta ve bu çalışmalar da orijinal bilimsel katkı yapmaktan ziyade Batıdaki literatürü Türkçe’ye aktarmaya neden olmaktadırlar. Bunu söylerken hatırı sayılır miktarda çalışmanın bu eğilime istisna oluşturacak içerik ve derinliğe sahip olduğunu da gözden kaçırmamalıyız. Bu nedenle, yeni araştırmacıların bu alışkanlığı terk etmelerini, bilimsel üretim ortaya çıkarabilecek eleştirel çalışmalara ve konulara yönelmesini önermekteyiz. Bu sayede Türkiye’de dinler tarihi sahası dünyada hakettiği yere kavuşacak ve bir ekol, özgün bir yaklaşım haline gelebilecektir.