AI Summary & Key Takeaways
AI InsightFurthermore, the necessity for “the state and society” to play a supportive role in strengthening human capacity is emphasized.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This study evaluates the relationship between the concepts of “forced migration and gender equality” within the framework of Amartya Sen's “capability approach.” The relevant literature has been subjected to a critical analysis. The analysis reveals that the “capability” approach combines poverty and fundamental human rights, and recognizes gender inequality as one of the most significant obstacles to development. Prioritizing security policies in managing international migration leads to the neglect of migrants' rights. Negative attitudes and reactions towards migrants cause the politicization of the migration phenomenon and the objectification of migrants. Immigrant women are marginalized in socio-economic life and do not have adequate access to services such as education and healthcare. The human development approach emphasizes the necessity of women’s participating more equally and more fairly in socio-economic fields. In this context, it is suggested that eliminating deprivations and guaranteeing fundamental human rights are necessary for achieving social and economic development. Furthermore, the necessity for “the state and society” to play a supportive role in strengthening human capacity is emphasized.
Özet
Bu çalışmada “zorunlu göç ve cinsiyet eşitliği” kavramları arasındaki ilişki Amartya Sen’in geliştirmiş olduğu “yapabilirlik yaklaşımı” çerçevesinde değerlendirilmiştir. İlgili literatür eleştirel bir perspektifle analize tabi tutulmuştur. Analiz sonucunda “yapabilirlik” yaklaşımında yoksulluk ile temel insan haklarının birlikte ele alındığı; cinsiyet eşitsizliğinin kalkınmanın önündeki en önemli engellerden biri olarak kabul edildiği tespit edilmiştir. Uluslararası göçün yönetilmesinde güvenlik politikalarının merkeze alınması, göçmenlere ilişkin hakların göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Göçmenlere karşı oluşan olumsuz tutum ve tepkiler ‘göç’ olgusunun politikleştirilmesine ve göçmenlerin nesnelleştirilmesine neden olmaktadır. Göçmen kadınlar, sosyo ekonomik yaşamda ikincilleştirilmekte; eğitim ve sağlık gibi hizmetlerden yeterince yararlanamamaktadır. İnsani kalkınma yaklaşımında kadınların sosyo-ekonomik alanlarda daha eşit ve adaletli bir şekilde yer alması gerekliliği vurgulanmaktadır. Bu bağlamda sosyal ve ekonomik kalkınmanın gerçekleşebilmesi için yoksunlukların giderilmesi ve temel insan haklarının güvence altına alınması önerilmektedir. Ayrıca, insan kapasitesinin güçlendirilmesinde “devlet ve toplumun” destekleyici bir role sahip olması gerekliliği vurgulanmaktadır.