AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe study argues that queen bee syndrome should be interpreted not as a personal flaw but as a symptom of patriarchal systems and calls for structural reforms to foster inclusive leadership cultures that foster solidarity among women.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Queen bee syndrome is a condition characterized by women who discriminate against their female colleagues. In this syndrome, female employees deliberately attempt to distance themselves from other women in upper management positions within their organizations to maintain their own positions. This study examines the concept of gender within the framework of Queen Bee Syndrome (QMS) and examines the patriarchal codes of competition among women. Challenging the assumption that queen bee behavior stems from individual pathology, this research adopts a structural and feminist perspective, arguing that these behaviors are rooted in systematic gender inequalities and patriarchal workplace cultures. Drawing on theoretical frameworks such as Judith Butler's gender performativity, Simone de Beauvoir's existential feminism, and Sylvia Walby's theory of patriarchy, it analyzes how women in leadership positions internalize masculine norms to survive in male-dominated organizations. The study demonstrates that the competition between women and the loneliness experienced by women leaders are not merely individual psychological reactions but also societal responses to exclusion, identity threats, and institutional pressures. Furthermore, in the context of the contradictions between femininity and leadership, it highlights how competitive behaviors undermine women's solidarity and mentoring relationships. The study argues that queen bee syndrome should be interpreted not as a personal flaw but as a symptom of patriarchal systems and calls for structural reforms to foster inclusive leadership cultures that foster solidarity among women.
Özet
Kraliçe arı sendromu kadın meslektaşlarına karşı ayrımcı olan kadınları ifade eden bir durumdur. Bu sendromda kadın çalışanlar çalıştıkları örgütlerde bilinçli olarak kendi konumlarını korumak için üst yönetimdeki diğer kadınları uzaklaştırma çabaları vardır. Çalışmada toplumsal cinsiyet kavramını Kraliçe Arı Sendromu (KAS) çerçevesinde ele alınmış ve kadınlar arası rekabetin patriyarkal kodlarını incelenmiştir. Kraliçe arı davranışlarının bireysel patolojiden kaynaklandığı varsayımına karşı çıkan bu araştırma, yapısal ve feminist bir perspektifi benimseyerek söz konusu davranışların sistematik toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve patriyarkal işyeri kültürlerine dayandığını öne sürmektedir. Judith Butler’ın toplumsal cinsiyet performativitesi, Simone de Beauvoir’ın varoluşçu feminizmi ve Sylvia Walby’nin patriyarka kuramı gibi teorik çerçevelerden yararlanılarak, lider konumundaki kadınların erkek egemen kurumlarda var olabilmek için eril normları nasıl içselleştirdiğini analiz etmektedir. Çalışma, kadınlar arası rekabet ve kadın liderlerin yaşadığı yalnızlığın yalnızca bireysel psikolojik tepkiler değil, dışlanma, kimlik tehditleri ve kurumsal baskılara verilen toplumsal tepkiler olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, kadınlık ve liderlik arasında yaşanan çelişkiler bağlamında, rekabetçi davranışların kadın dayanışmasını ve mentorluk ilişkilerini nasıl zayıflattığı vurgulanmaktadır. Çalışmada kraliçe arı sendromunun kişisel bir kusur değil, patriyarkal sistemlerin bir belirtisi olarak yorumlanması gerektiği savunulmakta ve kadınlar arası dayanışmayı destekleyen kapsayıcı liderlik kültürleri için yapısal reform çağrısında bulunulmaktadır.