AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThese results highlight the importance of considering IMDs in adult patients with unexplained multisystem involvement and underscore the role of integrated biochemical and genetic evaluation for accurate diagnosis and timely management.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Inherited metabolic disorders (IMDs) are traditionally considered pediatric-onset conditions; however, an increasing number of patients are diagnosed in adolescence and adulthood, often presenting with heterogeneous and nonspecific clinical manifestations. This study aimed to describe the clinical spectrum, biochemical findings, genetic diagnoses, and management approaches in transition-age and adult patients diagnosed with IMDs. This retrospective analysis included 18 patients diagnosed with IMDs. Patients aged ≥16 years were included and defined as transition-age individuals to account for the overlap between pediatric and adult presentations. Demographic, clinical, biochemical, and genetic data were collected, and treatment strategies were recorded. Diagnostic evaluation was based on disease specific biochemical assays supplemented by molecular genetic testing. The cohort included 10 females and 8 males, with a mean age at diagnosis of 34.2 years (range: 16–61 years). The diagnostic spectrum was heterogeneous, with alkaptonuria (n = 4) as the most frequent diagnosis, followed by glycogen storage disease type V (n = 2), while the remaining disorders were individually rare. Muscle-related symptoms, including exercise intolerance, myalgia, or rhabdomyolysis, were observed in 8 patients (44.4%), and elevated creatine kinase levels were detected in 9 patients (50.0%). A definitive molecular diagnosis was established in all patients, allowing implementation of disease-specific treatment or targeted management strategies in the majority of cases. Adult-onset IMDs show marked clinical and genetic heterogeneity and frequently present with nonspecific neuromuscular or neurological findings. These results highlight the importance of considering IMDs in adult patients with unexplained multisystem involvement and underscore the role of integrated biochemical and genetic evaluation for accurate diagnosis and timely management.
Özet
Kalıtsal metabolik hastalıklar (KMH) geleneksel olarak çocukluk çağında başlayan hastalıklar olarak kabul edilmekle birlikte, giderek artan sayıda hasta adolesan ve erişkin dönemde tanı almakta ve sıklıkla heterojen ve özgül olmayan klinik bulgularla başvurmaktadır. Bu çalışmada, geçiş yaşı ve erişkin dönemde tanı alan KMH’li hastalarda klinik spektrumun, biyokimyasal bulguların, genetik tanıların ve tedavi yaklaşımlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu retrospektif çalışmaya KMH tanısı almış 18 hasta dahil edilmiştir. ≥16 yaşındaki bireyler, pediatrik ve erişkin dönem arasındaki örtüşmeyi yansıtmak amacıyla geçiş yaşı olarak tanımlanmıştır. Demografik, klinik, biyokimyasal ve genetik veriler toplanmış; uygulanan tedavi yaklaşımları kaydedilmiştir. Tanısal değerlendirme, hastalığa özgü biyokimyasal testler ve moleküler genetik analizlerle gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunda 10 kadın ve 8 erkek hasta yer almakta olup, ortalama tanı yaşı 34,2 yıl (dağılım: 16–61 yıl) olarak bulunmuştur. Tanı spektrumu heterojen olup en sık tanı alkaptonüri (n=4) olarak saptanmış, bunu glikojen depo hastalığı tip V (n=2) izlemiştir; diğer hastalıklar ise tekil olarak gözlenmiştir. Egzersiz intoleransı, miyalji veya rabdomiyoliz gibi kasla ilişkili semptomlar 8 hastada (%44,4) izlenmiş, 9 hastada (%50,0) kreatin kinaz yüksekliği saptanmıştır. Tüm hastalarda kesin moleküler tanı konulmuş olup, olguların büyük çoğunluğunda hastalığa özgü tedavi veya hedefe yönelik yönetim stratejileri uygulanabilmiştir. Erişkin başlangıçlı KMH’ler belirgin klinik ve genetik heterojenite göstermekte olup sıklıkla özgül olmayan nöromüsküler veya nörolojik bulgularla prezente olmaktadır. Bu bulgular, açıklanamayan multisistem tutulumlu erişkin hastalarda KMH’lerin ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiğini ve doğru tanı ile zamanında tedavi için biyokimyasal ve genetik değerlendirmelerin birlikte kullanılmasının önemini vurgulamaktadır.