AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIntegrating these routes with current data enhances urban legibility and provides a framework for the restoration of the Sarây-ı Cedîd-i Âmire.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
The Prophet Muhammad’s house, the nucleus of Islamic urbanism, served as both a mosque and an administrative centre, a model subsequently adopted across Islamic lands. In the planning of Islamic cities, the dār al-imāra and congregational mosque were accordingly given priority. Although urban-planning practices evolved, the connection between political authority and religious space endured. In Ottoman Edirne, this principle is reflected in the spatial, historical, and representational relationships between the Sarây-ı Atîk and Sarây-ı Cedîd-i Âmire and the city’s imperial mosques. These mosques functioned as Friday mosques, while the routes followed by sultans from palace to mosque for Friday prayer can be traced through the urban fabric. Travel accounts, notably Evliyâ Çelebi, together with engravings, photographs from the Ermakov Archive, and evidence from the restoration and archaeological investigations conducted on site by the Directorate of National Palaces since 2022, shed new light on this relationship. The findings demonstrate that the spatial and symbolic relationship between the palace and the Friday mosques was articulated through changing configurations over nearly four centuries, from 1415 until the palace’s effective abandonment in the late eighteenth century. Integrating these routes with current data enhances urban legibility and provides a framework for the restoration of the Sarây-ı Cedîd-i Âmire.
Özet
İslam şehircilik anlayışının çekirdeği olan Hz. Peygamberin evi, mescit ve yönetim merkezi olarak kullanılmış, İslam beldelerinde de aynı anlayış devam ettirilmiştir. İslam şehircilik tarihinde kentlerin planlanmasında öncelikli olarak “darü’l-imare” ve “Camii” inşa edilmiştir. Bu kent planlama düşüncesi zamanla değişmiş, yönetim merkezi ve mabet arasındaki bağlantı devam etmiştir. Osmanlı şehirciliğinde bu mefkûrenin yansıması Edirne’deki saraylar ve Camiler arasında görülmektedir. Edirne’nin payitaht kimliğinde Sarây-ı Atîk ve Sarây-ı Cedîd-i Âmire’nin, kentin selâtin camileriyle arasında mekânsal, tarihsel ve temsilî ilişki bulunmaktadır. Edirne şehrinde yer alan selâtin camilerin Cuma Camii işlevini üstlendikleri anlaşılmaktadır ve padişahların cuma selamlığı kapsamında saraydan camiye intikallerinde kullandıkları güzergâhlar kent dokusu üzerinden takip edilebilmektedir. Evliyâ Çelebi başta olmak üzere seyyahların anlatıları, gravürler, Ermakov Arşivi’nde yer alan fotoğraflar ile Milli Saraylar Başkanlığı’nın 2022 yılından itibaren sahada yürüttüğü restorasyon ve arkeolojik çalışmalardan elde edilen güncel veriler birlikte değerlendirildiğinde saray ve Cuma Camii ilişkisine dair veriler ortaya çıkmıştır. Saray ile Cuma Camii işlevini üstlenen yapılar arasındaki mekânsal ve sembolik ilişkinin, 1415'ten sarayın fiilen terk edildiği 18. yüzyıl sonlarına kadar yaklaşık dört asırlık bir süreçte farklı mekânsal kurgularla üretildiğini ortaya koymaktadır. Bu güzergâhların güncel saha verileriyle bütünleştirerek kent dokusunda okunabilir olması ve Sarây-ı Cedîd-i Âmire’de devam eden restorasyon sürecine bilimsel bir referans çerçevesi sunması önemlidir.