Dergiler / A. Âsaui atyndaġy Halyk̦aralyk̦ k̦azak̦-tùrìk universitetìnìn̦ habaršysy / 2022 / Sayı: 123
SOĞUK SAVAŞ SONRASI ULUSLARARASI HUKUK AÇISINDAN HAZAR'I SINIRLANDIRMA: 1991–2014 YILLARI
- Sayı
- 2022 · Sayı: 123
- Sayfa
- 292–301
- DOI
- —
Özet
1729’dan 1991’e kadar geçen süreçte Hazar’ı Sovyetler Birliği ve İran olmak üzere iki aktör paylaşmaktaydı. Ancak SSCB’nin dağılması ve üç yeni Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte kıyıdaş sayısı beşe yükselmiştir. Bu da Hazar hidrokarbon kaynakları üzerinde hâkimiyet ve paylaşım mücadelesinin başlamasına neden olmuştur. Başta ABD, kimi Avrupa devletleri ve daha sonra ÇHC olmak üzere pek çok bölge dışı aktörün de çeşitli düzeylerde katıldığı bu mücadeleler Hazar’ın jeopolitik önemini daha da artırmıştır. İki kutuplu uluslararası düzeninin dağılmasıyla beraber Hazar bölgesi enerji kaynakları bakımından dünyanın en büyük üçüncü hidrokarbon rezervi olarak ön plana çıkarken, bu bölgede bağımsızlığına kavuşan üç yeni Türk cumhuriyetleriyle birlikte Hazar havzası iki yönlü ilişkilerden çok yönlü bir ilişkiler havzasına çevrilmiştir. Hazar’ın kıyısındaki yeni bağımsız aktörler Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan mevcut jeopolitik konumları sebebiyle herhangi bir uluslararası suya çıkışı olmayan birer kara devletidirler. Karasal nitelikleri sebebiyle ortaya çıkan uluslararası taşıma ve koridor sorunları, bu ülkelerin gündeminde petrol ve doğalgaz boru hatlarını ön plana çıkarmıştır. Dolayısıyla Hazar’a kıyıdaş olan ülkeler Hazar'ın statüsü sorununu milli güvenlik sorunları olarak algılamaya devam etmektedirler. Makale Hazar bölgesinin jeopolitik önemini klasik jeopolitik teoriler kapsamında analiz etmekte ve tarihsel olarak araştırmakta ve özellikle Soğuk Savaş'tan 2014'e kadar olan dönemi kapsamaktadır. Bu bağlamda klasik teoriler çerçevesinde hem jeopolitik teoriler hem de teorik varsayımlar analiz edilmektedir.
Abstract
In the period from 1729 to 1991, two main actors, that is, the USSR and Iran, dominated the Caspian region. However, with the collapse of the USSR and the formation of three new Turkic-speaking states, the number of coastal countries increased to five. This led to the beginning of the struggle for dominance and division of the hydrocarbon resources of the Caspian. This struggle, in which many non-regional actors participated at various levels, especially the United States, EU countries, and China, further increased the geopolitical significance of the Caspian. With the collapse of the bipolar world order, the Caspian region came to the fore as the world's third largest hydrocarbon reserves in terms of energy resources, the Caspian basin turned from a bilateral into a basin of multi-vector relations. The new independent actors on the Caspian coast, Azerbaijan, Turkmenistan and Kazakhstan, are land states that do not have direct access to the international ocean due to their current geopolitical position. Due to their geopolitical nature, the problems of international transportation and corridors have brought oil and gas pipelines to the forefront of the agenda of these countries. Therefore, the countries bordering the Caspian continue to perceive the status of the Caspian as a national security issue. The article analyzes and historically explores the geopolitical significance of the Caspian region within the framework of classical geopolitical theories and, in particular, covers the period after the Cold War until 2014. In this regard, both geopolitical theories and theoretical assumptions are analyzed within the framework of classical theories.