Journals / IBAD Sosyal Bilimler Dergisi / 2018 / Cilt: 3 - Sayı: 2
VA'D VE VA'İD EKSENİNDE İLAHİ ADALET
- Journal
- IBAD Sosyal Bilimler Dergisi
- Pages
- 485–492
- DOI
- —
Özet
Adalet kavramı insanların üzerinde tartıştıkları önemli konulardan biridir. Bu kavram genellikle ilahi düzlemde Allah’ın adaleti ve Allah’ın adaletinin hangi boyutlarda değerlendirilmesi gerektiği şeklinde ele alınmış ve yargı - hesaplaşma ile birlikte Allah’ın varlığını ve ahiret hayatının imkânını çağrıştıran unsurlardan biri olmuştur. Bu çerçevede insanı yaşamı boyunca ahlaklı ve erdemli kılmayı amaçlayan ilahi mesaj / Kur’an da sürekli olarak zulüm, haksızlık ve büyüklenmeye karşı Allah’ın intikamını, gazabını, cezasını ve adaletini gündeme getirmiştir. Kur’an-ı Kerim, adalet sıfatından yoksun olan kişinin dilsiz, aciz ve hiçbir işe yaramayan bir köleye benzeterek böyle birinin, adalet faziletini kazanmış ve doğru yolu bulmuş olanla bir tutulamayacağı bildirmiş, adaletin bir kemal sıfatı olduğuna işaret etmiştir. Birçok ayet hak ve adaletin mutlaklığına öylesine vurgu yapmıştır ki bizzat Allah’ın ahirette hiçbir haksızlığa mahal vermeyecek şekilde adaletle hükmedeceği ve onun bu va’dinin kesin olduğunu ifade etmektedir. Nitekim bu ayetler bağlamında Allah’ın asla hiç kimseye zulmetmeyeceği konusundaki sözü O’nun va’dinden başka bir şey olmayıp bu konuda herhangi bir değişikliğin olmayacağı da söylenmektedir. İslam âlimleri Allah’ın olumsuz hiçbir sıfatının bulunmadığı gibi yarattıklarına kötülük yapma veya adaletsiz davranma anlamına gelebilecek her türlü fiilden münezzeh olduğu fikrinde ittifak etmişlerdir. Nitekim zulüm; bilgisizlik ve eksiklik ihtiyaçtan kaynaklanan bir fiil olup Allah bu tür sıfatlardan da uzaktır. Bununla birlikte Allah’ın zulme kadir olması, insanları dinî bakımdan sorumlu tutması, onların günah işlemesine iradesinin taalluk etmesi, insanlara ait iyi ve kötü fiilleri yaratması, insanları saptırması ve ahirette kâfir çocuklarına azap edip etmeyeceği gibi konular da farklı kelâm ekollerine mensup âlimlerin görüşlerince Allah’a zulüm isnat etme anlamına gelip gelmediği bağlamında tartışılmıştır. Ayrıca Allah’ın dinine inanmayan veya emirlerine karşı gelenlere dünyada ve ahirette vereceği ceza da O’nun adaleti ve fiillerindeki hikmetle bağlantılı biçimde ele alınmış ve inananla inanmayanın, itaat edenle etmeyenin bir veya eşit tutulmamasının ilâhî adalet ve hikmetin gereği olduğu kabul edilmiştir. Sonuç itibarıyla her ne kadar bazı kelamî meseleler bu düzlemde tartışılsa da Cenâbı Hakk’ın zulümden münezzeh olduğu ve fiillerinden dolayı O’na zulüm isnat edilemeyeceği inancı naslarla sabittir. Bu sebeple ilâhî fiiller hakkında değerlendirme yapılırken Allah’ın fiillerinin yarattıklarının fiilleriyle mukayese edilmesi oldukça sıkıntılı sonuçlar doğuracaktır.