Journals / Batman Akademi Dergisi / 2018 / Cilt: 2 - Sayı: 1
CHARACTERİSTİCS OF THE ARABİC LANGUAGE İN THE LİGHT OF LİNGUİSTİCS
- Journal
- Batman Akademi Dergisi
- Pages
- 1–16
- DOI
- —
Abstract
Even though during the time of Jahiliyya and in the first-years periods of Islam, a complex of Arabic language state of affairs is a well known fact among linguists, but not having enough arguments of extent (dimension) of this complex, there is no compatible set-up (or attitude) between them. A priori, life in hermitic conditions of mainly independent Arabic tribes constrains us not to accept a total uniformity of Arabic language structure in a period before Islam. However, living conditions improvement, in Makkah, the city which functioned as a religious, politic and mart (trade centre) after that, with interference of various tribes it can be assumed a formation of common Arabic language. This language has maturated after arrival of the Holy Qur’an. In VII. and VIII. century, with the beginning of Islamic captivating (conquering), Arabic language has extended out of Arabic peninsula. Arabs that lived as a minority in most of the captive places, of course, didn’t succeed in defending their language from adverse influences of foreign languages. A rift between literary and colloquial Arabic language has started to rise since then, during Abasids and so on, with debilitation of central ascendancy and subservience to other communities, it has become more and more expressed. During colonization in Arabic countries, French and English languages have had a major impact on Arabic language. Today, a parallel use of literary and colloquial Arabic language, in sociolinguistics is expressed by term diglossia.
Özet
Câhiliye devrinde mevcut olan ve İslam’ın ilk yıllarında da varlığını sürdüren Arap dilindeki lehçe çokluğundan kaynaklanan dilsel karmaşıklık, dilbilimciler arasında kabul edilen bir gerçek ise de delillerin azlığı sebebiyle bu karmaşıklığın boyutu konusunda tek ve üzerinde uzlaşılmış bir görüş yoktur. Her halükârda, çöl şartlarında müstakil kabilelerce sürdürülen yaşam, bizi İslam’dan önce Arap dilinin tamamen homojen bir yapıya sahip olmadığını düşünmeye zorlar. Ancak yaşam şartlarının düzelmesiyle beraber, Câhiliye döneminde dinî, siyasî ve ticarî bir merkez konumuna gelen Mekke’de, birçok kabilenin karışıp kaynaşması neticesinde ortak bir dilin oluştuğu düşünülebilir. Bu ortak dil, Kur’ân’la birlikte kemale ermiştir. Milâdî VII. ve VIII. yüzyıllarda gerçekleşen fetihlerle birlikte Arap dili, Arap yarımadasının dışına taşmış ve fethedilen yeni yerlerde genelde azınlık olarak yaşayan Araplar, dillerini diğer dillerin tesirinden korumakta zorlanmışlardır. O zamandan beri büyümeye başlayan edebî dil ile halk dili arasındaki uçurum, Abbâsî döneminde ve sonrasında, merkezî otoritenin zayıflaması ve yönetimin yabancıların eline geçmesiyle daha da belirgin hale gelmiştir. Arap ülkelerindeki kolonyalizm zamanında da (XIX. yy. ve sonrası) Arap dili, Fransızca ve İngilizce’den çokça etkilenmiştir. Bugün birbirinden oldukça farklı olan edebî dil ile halk dilinin Arap ülkelerindeki paralel kullanımı, sosyolinguistikte “diglossia” terimiyle karşılanmaktadır.