Journals / Kuram ve Uygulamada Eğitim Yönetimi / 2004 / Cilt: 39 - Sayı: 39

Dahabir -Eğitim Programlarında Bayrak Direği Modeli-

Pages
321–324
DOI
—

Abstract

Bu satırları, 2004-2005 eğitim öğretim yılının başladığı gün yazıyorum. Okullar açıldı; ev yaşamımız, trafik koşulları, çarşı pazarda fiyatlar, günlük konuşmalar, kaygılar, umutlar… yaşamdaki çok şey değişti. Bu değişimler eğitim sisteminin kapsamlı, etki alanın geniş olma özelliğini kanıtlamaktadır. Buna karşın günler, haftalar hatta aylar öncesinden başlayan irdelemeler, eleştiriler, sorgulamalar, kaygılar hatta suçlamalar sistemin etkililik çizgisi, memnuniyet düzeyine ulaşamayan kurumun yapı ve işleyişinin sonucudur. Bu özelliği ile 2004-2005 eğitim öğretim yılı, geçmiş yıllara göre bol “yaymacalı” (sloganlı) bir yıl olarak geliyor. Yetkisiz, bilinti (enformasyon) yoksunu, ikincil dereceden yetkililer, birinci dereceden yetkililerden topluma iletilen eğitim açıklamalarından, yaymacalardan seçkisiz birkaç örnek sunuyorum: “Altmış dört yıllık ilköğretim müfredatı değişiyor” “Şimdi biz bayrak direği modelini getiriyoruz” “Karatahta yerine bilgisayar ekranı geliyor” “Öğrenci merkezli eğitim” “Haydi kızlar okula” “Türkler sarışın mıdır, esmer midir? Ama Atatürk de sarışındı” “On dört milyon öğrenci, yarım milyon öğretmen, öğretmen başına 28 öğrenci” “Seksen bir milyon beş yüz bin ders kitabı öğrencilere ücretsiz verilecek” “Artık dersler şarkı ve türkü eşliğinde işlenecek” “İstanbul'un yüz bin dersliğe daha ihtiyacı var” “Eğitim ve öğretimde Atatürk ilkeleri ve laik anlayış devam edecek” Bunları ve benzerlerini eğitim yönetimi açısından içerik olarak “incir çekirdeğini” doldurmayacak, “ceviz kabuğuna” sığmayacak bilintiler olarak yorumlamak daha uygun olur. En yetkili ağızdan (59. Hükümet'in Başbakanı), en yetkili organ TBMM sine sunulan ve kabul edilen ve bu eğitim yılının başlangıcında iktidarda olan hükümet programından eğitimi doğrudan ilgilendiren seçilmiş bir bölümü, anımsamak amacıyla, paylaşmak isterim. Milli Eğitim Bakanlığının eylemlerini ve girişimlerini aşağıdaki içerik kapsamında değerlendirmek daha anlamlı olacaktır. “AK Parti siyasal kimliğini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlamaktadır. AK Parti, kendi düşünce geleneğimizden hareketle, yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakâr siyaset çizgisiyle yeniden üretmek amacındadır. Yerel Yönetim reformu çerçevesinde, merkezî idare ile yerel idareler arasında görev, yetki ve kaynak paylaşımı, üniter devlet anlayışımıza dayalı olarak, etkinlik, verimlilik ve çağdaş yönetim ilkelerine uygun olarak yeniden belirlenecektir. Hükümetimize göre eğitim, her alandaki kalkınmanın en önemli unsurudur. Beşerî sermayeyi etkin kullanmayan toplumlar, rekabet şanslarını kaybetmeye mahkûmdur. Eğitim alanında oluşacak zaaflar, hiçbir alandaki üstünlükle giderilemez. Buna karşılık, eğitim alanında yakalanacak üstün seviyeler, diğer tüm alanların toplam kalitesini yükseltir. Eğitime bu bilinçle yaklaşan Hükümetimiz, bu alanda giderek artan zaafları gidermeyi öncelikli hedeflerden saymaktadır. Eğitim kalitesinin artırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin gerçek anlamda sağlanması ve eğitim sisteminin ideolojik kavgaların arenası olmaktan çıkarılması yetkin ve yetenekli bireylerin yetiştirilmesi açısından son derece önemlidir. Yükseköğretim kurumları dahil, eğitim-öğretim kurumlarımızın ihtiyaçlara uygun eğitim-öğretim hizmeti sunması, etkin eğitim ve istihdam planlamalarının yapılmasına bağlıdır. Bu nedenlerle, Hükümetimiz, eğitim alanında köklü bir reform hareketine girişecektir. Her alanda olduğu gibi, Türk Millî Eğitim sisteminde de insan merkezli nitelikli bir eğitim modeline geçmek üzere, toplumun ihtiyaçlarına ve çağdaş uygarlık gereklerine göre yeniden yapılanma sağlanacaktır. Anayasamızda tanımlanan laiklik ilkesi, din ve vicdan hürriyetine etkinlik ve işlerlik kazandırılarak, dinin, dinî duyguların veya dince kutsal sayılan değerlerin ve sembollerin siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlamak amacıyla istismar edilmesi veya kötüye kullanılmasını önleyebilecek bir din eğitimi ve öğretimi, Anayasamızda tanımlanan çerçevede uygulamaya konulacaktır. Öğretmenlik mesleğinin toplumda hak ettiği itibarı yakalayabilmesi için, öğretmenlerin niteliklerinin yükseltilmesine paralel olarak, çalışma şartları iyileştirilecektir. Hükümetimiz, üniversitelerin çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirecektir. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan, standartlar belirleyen bir yapıya kavuşturulacak; üniversiteler, idarî ve akademik özerkliği olan, öğretim elemanları ve öğrencilerin serbestçe bilimsel faaliyette bulunduğu, araştırma ve öğretim kurumları düzeyine çıkarılacaktır. “ Yönetme erkini elinde bulunduran hükümetin “eğitim alanında girişeceği köklü reform hareketi” kaçınılmaz bir gerekliliktir. Çünkü varolan düşünce kalıpları (paradigmalar) süregelen eğitim sorunlarını çözme yeterliliğini yitirmiştir. Şimdi yeni paradigmalara yönelmek gerekiyor. Bunun yönetsel adı, “değişimdir” ve her zaman direnmeye, karalamaya açık bir eylem biçimidir. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı'nın her girişimi, şeriat/laiklik karışımı söylemlerle, bir tür kuşku ve kaygı örüntüsü ile değerlendirilmektedir. Bunu doğal karşılamak gerekir. Geçen yüzyılın ikinci yarısında bile Türkiye'de çocukların defterlerini kırmızı kağıtla kaplatan, “tekerlenin çocuklar, tekerlenin” şiirini yazdıran öğretmenin “komünistlikle” suçlandığı bir dönemden geliyor. 1965 yılında Van hükümet konağının önüne Atatürk heykeli dikileceği zaman, yapılan kaideye göre heykelin arkasının kıbleye dönük olması, heykelin dikilmesini aylarca geciktirmişti. Eğitim sisteminin sorunlarının, dünden kaynaklanan ve yarınlara uzanan toplumsal, ekonomik ve politik boyutları vardır. Bunları müzakere etmek aşamasında, çok yönlü bilimsel verileri kullanmak yerine karar almak konumundaki eğitim yöneticilerinin salt özel, öğrenim ve meslek yaşantılarını değerlendirmek sorunları çözmek yerine yozlaştırır, gelişim, değişim yönünü saptırır. Çok eski bir yönetim il

Özet

Bu satırları, 2004-2005 eğitim öğretim yılının başladığı gün yazıyorum. Okullar açıldı; ev yaşamımız, trafik koşulları, çarşı pazarda fiyatlar, günlük konuşmalar, kaygılar, umutlar… yaşamdaki çok şey değişti. Bu değişimler eğitim sisteminin kapsamlı, etki alanın geniş olma özelliğini kanıtlamaktadır. Buna karşın günler, haftalar hatta aylar öncesinden başlayan irdelemeler, eleştiriler, sorgulamalar, kaygılar hatta suçlamalar sistemin etkililik çizgisi, memnuniyet düzeyine ulaşamayan kurumun yapı ve işleyişinin sonucudur. Bu özelliği ile 2004-2005 eğitim öğretim yılı, geçmiş yıllara göre bol “yaymacalı” (sloganlı) bir yıl olarak geliyor. Yetkisiz, bilinti (enformasyon) yoksunu, ikincil dereceden yetkililer, birinci dereceden yetkililerden topluma iletilen eğitim açıklamalarından, yaymacalardan seçkisiz birkaç örnek sunuyorum: “Altmış dört yıllık ilköğretim müfredatı değişiyor” “Şimdi biz bayrak direği modelini getiriyoruz” “Karatahta yerine bilgisayar ekranı geliyor” “Öğrenci merkezli eğitim” “Haydi kızlar okula” “Türkler sarışın mıdır, esmer midir? Ama Atatürk de sarışındı” “On dört milyon öğrenci, yarım milyon öğretmen, öğretmen başına 28 öğrenci” “Seksen bir milyon beş yüz bin ders kitabı öğrencilere ücretsiz verilecek” “Artık dersler şarkı ve türkü eşliğinde işlenecek” “İstanbul'un yüz bin dersliğe daha ihtiyacı var” “Eğitim ve öğretimde Atatürk ilkeleri ve laik anlayış devam edecek” Bunları ve benzerlerini eğitim yönetimi açısından içerik olarak “incir çekirdeğini” doldurmayacak, “ceviz kabuğuna” sığmayacak bilintiler olarak yorumlamak daha uygun olur. En yetkili ağızdan (59. Hükümet'in Başbakanı), en yetkili organ TBMM sine sunulan ve kabul edilen ve bu eğitim yılının başlangıcında iktidarda olan hükümet programından eğitimi doğrudan ilgilendiren seçilmiş bir bölümü, anımsamak amacıyla, paylaşmak isterim. Milli Eğitim Bakanlığının eylemlerini ve girişimlerini aşağıdaki içerik kapsamında değerlendirmek daha anlamlı olacaktır. “AK Parti siyasal kimliğini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlamaktadır. AK Parti, kendi düşünce geleneğimizden hareketle, yerli ve köklü değerler sistemimizi evrensel standarttaki muhafazakâr siyaset çizgisiyle yeniden üretmek amacındadır. Yerel Yönetim reformu çerçevesinde, merkezî idare ile yerel idareler arasında görev, yetki ve kaynak paylaşımı, üniter devlet anlayışımıza dayalı olarak, etkinlik, verimlilik ve çağdaş yönetim ilkelerine uygun olarak yeniden belirlenecektir. Hükümetimize göre eğitim, her alandaki kalkınmanın en önemli unsurudur. Beşerî sermayeyi etkin kullanmayan toplumlar, rekabet şanslarını kaybetmeye mahkûmdur. Eğitim alanında oluşacak zaaflar, hiçbir alandaki üstünlükle giderilemez. Buna karşılık, eğitim alanında yakalanacak üstün seviyeler, diğer tüm alanların toplam kalitesini yükseltir. Eğitime bu bilinçle yaklaşan Hükümetimiz, bu alanda giderek artan zaafları gidermeyi öncelikli hedeflerden saymaktadır. Eğitim kalitesinin artırılması, eğitimde fırsat eşitliğinin gerçek anlamda sağlanması ve eğitim sisteminin ideolojik kavgaların arenası olmaktan çıkarılması yetkin ve yetenekli bireylerin yetiştirilmesi açısından son derece önemlidir. Yükseköğretim kurumları dahil, eğitim-öğretim kurumlarımızın ihtiyaçlara uygun eğitim-öğretim hizmeti sunması, etkin eğitim ve istihdam planlamalarının yapılmasına bağlıdır. Bu nedenlerle, Hükümetimiz, eğitim alanında köklü bir reform hareketine girişecektir. Her alanda olduğu gibi, Türk Millî Eğitim sisteminde de insan merkezli nitelikli bir eğitim modeline geçmek üzere, toplumun ihtiyaçlarına ve çağdaş uygarlık gereklerine göre yeniden yapılanma sağlanacaktır. Anayasamızda tanımlanan laiklik ilkesi, din ve vicdan hürriyetine etkinlik ve işlerlik kazandırılarak, dinin, dinî duyguların veya dince kutsal sayılan değerlerin ve sembollerin siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlamak amacıyla istismar edilmesi veya kötüye kullanılmasını önleyebilecek bir din eğitimi ve öğretimi, Anayasamızda tanımlanan çerçevede uygulamaya konulacaktır. Öğretmenlik mesleğinin toplumda hak ettiği itibarı yakalayabilmesi için, öğretmenlerin niteliklerinin yükseltilmesine paralel olarak, çalışma şartları iyileştirilecektir. Hükümetimiz, üniversitelerin çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirecektir. Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan, standartlar belirleyen bir yapıya kavuşturulacak; üniversiteler, idarî ve akademik özerkliği olan, öğretim elemanları ve öğrencilerin serbestçe bilimsel faaliyette bulunduğu, araştırma ve öğretim kurumları düzeyine çıkarılacaktır. “ Yönetme erkini elinde bulunduran hükümetin “eğitim alanında girişeceği köklü reform hareketi” kaçınılmaz bir gerekliliktir. Çünkü varolan düşünce kalıpları (paradigmalar) süregelen eğitim sorunlarını çözme yeterliliğini yitirmiştir. Şimdi yeni paradigmalara yönelmek gerekiyor. Bunun yönetsel adı, “değişimdir” ve her zaman direnmeye, karalamaya açık bir eylem biçimidir. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı'nın her girişimi, şeriat/laiklik karışımı söylemlerle, bir tür kuşku ve kaygı örüntüsü ile değerlendirilmektedir. Bunu doğal karşılamak gerekir. Geçen yüzyılın ikinci yarısında bile Türkiye'de çocukların defterlerini kırmızı kağıtla kaplatan, “tekerlenin çocuklar, tekerlenin” şiirini yazdıran öğretmenin “komünistlikle” suçlandığı bir dönemden geliyor. 1965 yılında Van hükümet konağının önüne Atatürk heykeli dikileceği zaman, yapılan kaideye göre heykelin arkasının kıbleye dönük olması, heykelin dikilmesini aylarca geciktirmişti. Eğitim sisteminin sorunlarının, dünden kaynaklanan ve yarınlara uzanan toplumsal, ekonomik ve politik boyutları vardır. Bunları müzakere etmek aşamasında, çok yönlü bilimsel verileri kullanmak yerine karar almak konumundaki eğitim yöneticilerinin salt özel, öğrenim ve meslek yaşantılarını değerlendirmek sorunları çözmek yerine yozlaştırır, gelişim, değişim yönünü saptırır. Çok eski bir yönetim il

Keywords: okul yönetimi , eğitim yönetiminde sezgi