Dergiler / RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi / 2019 / Sayı: 0
Beyaz Adam’ın yazar söyleminin “Doğumu” ve “Ölümü”nün politiği ve çeviribilimdeki izdüşümleri
- Sayı
- 2019 · Sayı: 0
- Sayfa
- 358–366
- DOI
- —
Özet
Çeviribilimde yazara karşın çevirmenin “ikincil” bir konumda olması uzun yıllardır tartışılagelen bir sorunsaldır. Bu “asimetrik güç ilişkisi”nin metni tek bir anlama sahip, “kapalı” bir birim ve yazarı anlamın belirleyicisi olarak gören edebiyat kuramlarından kaynaklandığı bilinmektedir. Söz konusu eşitsizlik, “yazarın ölümü” tartışmalarıyla sarsılmış ve yapısalcılık sonrası bakış açısıyla “söküme uğratılmaya” çalışılmıştır. Ancak bu yazar söylemi daha geniş bir bakış açısıyla irdelenmelidir çünkü söz konusu söylem sadece Çeviribilim’e ya da edebiyata ait olmadığı gibi son dönem sömürgecilik faaliyetleriyle de başlamamıştır ve yazarı öldürerek yerine konulan “çoğulcu”, bireyci yapısalcılık sonrası söylem de aslında yazarı doğuran söylemin (politik ve ekonomik temelleri açısından) yeniden vücut bulmuş hali olarak görülebilir. Coğrafi keşiflerle ve Rönesans’la kendini “bilen, düşünen özne” olarak dünyanın merkezine koyan “Batılı beyaz adam”, “keşfeden, hükmeden ve belirleyen” bir söylemle karşımıza çıkmış ve politik ve ekonomik temellere dayanan bu söylemini hayatın her alanına, her tür disipline taşımıştır. Dünyayı “keşfeden batılı adam” kendini “yaratıcı” olarak tanımlayınca karşısındaki tüm ötekiler ona “sadakat” göstermekle yükümlü olan “nesne”lere dönüşmüştür. Bunun edebiyata izdüşümü ise “kadirimutlak” yazar olmuştur. Öte yandan, herkesin yazar olabileceği “sınırsız”, “parçalanmış” ve “çoğulcu” bir ortam sunma iddiasındaki yapısalcılık sonrası bakış daha örtük güç ilişkileriyle kurulmuş yeni bir siyasal projenin düşünsel ayağı olarak görülebilir. Bu bildiri, kuramlardan, betimleyicilik gibi kuramsal temelli yöntemlerden kopan ve disiplinlerarasılıkla dizginsiz bir açılıma giden Çeviribilim’in bir disiplin olarak geleceği ve çeviribilim araştırmalarının yöntembilimsel sorunlarını yazar söyleminin doğumu ve ölümünün politiğini temel alarak incelemeye çalışacaktır.
Abstract
Translators’ “secondary” position has been problematized for decades in Translation Studies. It is known that this “asymmetrical power relation” stems from the literary theories which consider text as a “closed” unit with an attained meaning and author as the determiner of this very meaning. The asymmetry has tried to be “deconstructed” by the declaration of the death of the author and poststructuralism. However, this author discourse entails a wider perspective because it is not confined to only Translation Studies or Literature and also it did not start with the late colonialism. What is more, the “pluralistic”, “individualistic” and poststructuralist new discourse can be seen as the reincarnated form of the previous one. The “white western man” who positions himself at the center of the world after the geographical discoveries and Renaissance appeared with a discourse of “discoverer”, “ruler” and “determiner” ultimate subject and carried this discourse to every field of life and every discipline. As the western man defined himself as creator, all others turned into objects which were obliged to show fidelity/loyalty to him. This situation has projected into literature as “omnipotent author”. The poststructuralist approach which claims to offer a “limitless, fragmented and pluralistic” context can be seen as the intellectual basis of a new political project with implicit power relations. Based on these politics of the “birth” and the “death” of the author, this paper tries to analyze the methodological problems and the future of Translation Studies which has experienced an unbridled expansion for the sake of being interdisciplinary having broken apart from theories and theory-based methodologies such as descriptivism.