AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIdentifying high-risk groups in the early postpartum period and providing psychosocial support are important for preventing maternal blues.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Aim: This study was conducted to examine the relationship between traumatic birth perception and postpartum maternal blues among women who had given birth, and to identify the factors influencing this condition. Methods: This cross-sectional study was conducted between February and August 2025 with postpartum women who were followed in the obstetrics outpatient clinics and obstetrics wards of Kahramanmaraş Sütçü İmam University Health Practice and Research Hospital. The sample consisted of 406 postpartum women who met the inclusion criteria and agreed to participate in the study. Data were collected using the Descriptive Characteristics Form, the Traumatic Birth Perception Scale (TBPS), and the Suryani Maternal Blues Scale (SMBS). Results: The participants' mean total TBPS score was 73.00±27.68, while the mean total SMBS score was 56.06±16.80. There was a positive, moderate, and statistically significant correlation between the total TBPS and SMBS scores (r=0.353; p<0.001). Traumatic birth perception was determined to be the strongest predictor of maternal grief (β=0.348; p<0.001). Caesarean section (β=0.168; p<0.001), exclusive formula feeding (β=0.153; p=0.001), negative birth experience (β=0.108; p=0.017) and admission of the newborn to intensive care (β=0.093; p=0.044) were also found to have a significant effect on maternal sadness. Conclusion: Perceived traumatic birth was found to be the strongest predictor of maternal blues. Caesarean section, exclusive formula feeding, negative birth experience, and neonatal intensive care requirements are also factors that increase maternal blues. Identifying high-risk groups in the early postpartum period and providing psychosocial support are important for preventing maternal blues.
Özet
Amaç: Bu çalışma, doğum yapan kadınlarda travmatik doğum algısı ile doğum sonu annelik hüznü arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu durumu etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Bu kesitsel araştırma, Şubat–Ağustos 2025 tarihleri arasında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi kadın doğum poliklinikleri ve kadın doğum servislerinde izlenen lohusalar ile yürütülmüştür. Çalışma kriterlerine uygun olan ve katılımı gönüllü olarak kabul eden 406 lohusa araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler, Tanıtıcı Özellikler Formu, Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ) ve Suryani Doğum Sonu Annelik Hüznü Ölçeği (SDSAHÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Katılımcıların TDAÖ toplam puan ortalaması 73.00±27.68, SDSAHÖ toplam puan ortalaması ise 56.06±16.80 olarak saptanmıştır. TDAÖ ile SDSAHÖ toplam puanları arasında pozitif yönlü, orta düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (r=0.353; p<0.001). Travmatik doğum algısı, annelik hüznünün en güçlü yordayıcısı olarak belirlenmiştir (β=0.348; p<0.001). Sezaryen (β=0.168; p<0.001), sadece mama ile besleme (β=0.153; p=0.001), olumsuz doğum deneyimi (β=0.108; p=0.017) ve yenidoğanın yoğun bakıma alınması (β=0.093; p=0.044) da annelik hüznü üzerinde anlamlı etkiye sahip bulunmuştur. Sonuçlar: Travmatik doğum algısı, annelik hüznünün en güçlü belirleyicisi olarak bulunmuştur. Sezaryen, yalnızca mama ile besleme, olumsuz doğum deneyimi ve yenidoğan yoğun bakım gereksinimi de annelik hüznünü artıran faktörlerdir. Riskli grupların doğum sonrası erken dönemde belirlenmesi ve psikososyal destek uygulamaları, annelik hüznünün önlenmesi açısından önemlidir.