AI Summary & Key Takeaways
AI InsightFinally, academic and practical perspectives on resolving the issue will be presented.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
The sea has been a major attraction for humanity since ancient times. People have used the sea for activities such as fishing, salt extraction, transportation, trade etc. Especially with the beginning of the great geographical discoveries, states began to attach greater importance to the sea and maritime areas. With the construction of large naval fleets, European states increased their colonial activities and trade in Asia, Africa, America, and Australia, while simultaneously developing new international rules of the law of the sea. Efforts to codify the law of the sea culminated in the 1958 Geneva Conference and the 1982 Montego Bay Conference. The conventions adopted at these conferences regulated the legal regimes of maritime zones such as territorial waters, contiguous zones, continental shelves, and exclusive economic zones. On the basis of these conventions, coastal states began to regulate the legal regime of maritime zones and the management of these areas. For states with adjacent or opposite coasts, the delimitation and management of maritime zones is a more complex process. In international practice, in such cases, states seek to delimit their maritime zones through agreements between themselves. Where no agreement can be reached, many states turn to international courts. Albania and Greece signed an agreement in 2009 regarding the delimitation of the continental shelf and other maritime zones. However, this agreement was annulled by the Albanian Constitutional Court on the grounds that it was unconstitutional. With the agreement declared invalid, the issue remains unresolved. The parties have different legal positions. Whilst Greece bases the delimitation of maritime zones on the principle of equidistance, Albania supports the principle of equity. This article aims to analyse the issue of delimiting maritime zones between Albania and Greece within the framework of international law. To this end, the historical background, principles of international law and the legal positions of the parties will be examined. Finally, academic and practical perspectives on resolving the issue will be presented.
Özet
Deniz, eski çağlardan beri insanlık için büyük bir çekim merkezi olmuştur. İnsanlar denizi balıkçılık, tuz çıkarımı, taşımacılık, ticaret vb. faaliyetler için kullanmışlardır. Özellikle büyük coğrafi keşiflerin başlamasıyla, devletler denize ve deniz alanlarına daha fazla önem vermeye başlamışlardır. Büyük donanma filolarının inşasıyla Avrupa devletleri; Asya, Afrika, Amerika ve Avustralya’daki sömürge faaliyetlerini ve ticaretlerini artırmış, aynı zamanda deniz hukuku için yeni uluslararası kurallar geliştirmişlerdir. Deniz hukukunun kodifikasyonuna yönelik çabalar, 1958 Cenevre Konferansı ve 1982 Montego Bay Konferansı’nda olumlu sonuçlanmıştır. Bu konferanslarda kabul edilen sözleşmeler, karasuları, bitişik bölgeler, kıta sahanlıkları ve münhasır ekonomik bölgeler gibi deniz yetki alanlarının yasal rejimlerini düzenlemiştir. Bu sözleşmelere dayanarak kıyı devletleri, deniz bölgelerinin yasal rejimini ve bu alanların işletilmesini düzenlemeye başlamışlardır. Kıyıları bitişik ya da karşılıklı bulunan devletler deniz bölgelerinin belirlenmesi ve işletilmesi daha karmaşık bir süreçtir. Uluslararası uygulamada, bu gibi durumlarda devletler, aralarındaki anlaşmalar yoluyla deniz bölgelerini sınırlandırmaya çalışmaktadır. Anlaşmaya varılamaması durumunda, birçok devlet uluslararası mahkemelere başvurmaktadır. Arnavutluk ve Yunanistan, 2009 yılında kıta sahanlığı ve diğer deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin bir anlaşma imzalamışlardır. Ancak bu anlaşma, Arnavutluk Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Anlaşmanın geçersiz ilan edilmesiyle birlikte konu açık ve çözümsüz kalmıştır. Taraflar farklı hukuki pozisyonlar savunmaktadır. Yunanistan, deniz yetki alanlarının belirlenmesinde eşit uzaklık ilkesini esas alırken; Arnavutluk ise hakkaniyet ilkesini desteklemektedir. Bu makale, Arnavutluk ve Yunanistan arasındaki deniz yetki alanlarının belirlenmesi sorununu uluslararası hukuk çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, tarihsel arka plan, uluslararası hukuk ilkeleri ve tarafların hukuki pozisyonları incelenecektir. Son olarak, sorunun çözümüne yönelik akademik ve pratik görüşler sunulacaktır.