AI Summary & Key Takeaways
AI InsightCultural production in this context assumes the character of ontological praxis, an activity in ethics, affect, and materiality converge to rearticulate meaning in the aftermath of modernity.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Neo-temporalities designate an ontological and affective matrix wherein collapse acquires intelligibility as a generative rather than terminal condition. Spirituality within the contemporary horizon of crisis and exhaustion functions not as a residual metaphysics but as an ontopoietic force that sustains meaning amid systemic disintegration. The analysis spans literary, cinematic, digital, and ecological terrains, examining apocalyptic imaginaries that recast temporality as an affective economy of renewal. Melancholy, anxiety, grief, and fragile hope operate as distributed intensities shaping collective endurance under precarity. Posthuman perspectives expose the entanglement of body, technicity, and spirit, situating collapse at the threshold where transcendence dissolves into immanence. Neo-temporality thus functions as an ontology of relation in time, affect, and matter co-constitute the conditions of thought and existence. Neo-awakening emerges as a contingent recomposition of the spiritual, enacted within provisional rituals and unstable solidarities. The prefix “neo” signals discontinuity and recursion, defining a temporality predicated on rupture and reconfiguration. Cultural production in this context assumes the character of ontological praxis, an activity in ethics, affect, and materiality converge to rearticulate meaning in the aftermath of modernity.
Özet
Neo-zamanlar, çöküşü nihai bir son değil, varlığın yeniden düzenlenmesini mümkün kılan üretken bir ilke olarak kavranabilir kılan ontolojik ve duygulanımsal bir düzen kurar. Bu çalışma, çağdaş kültürün kriz, belirsizlik ve tükenme koşullarında spiritüelliğin artık geçmişin teolojik tortusu olarak değil, anlamın ve ilişkisel varoluşun yeniden üretildiği aşkınlık taşımayan bir oluş kipliği olarak işlediğini ileri sürer. Edebiyat, sinema, dijital kültür ve ekolojik ritüeller arasında kurulan karşılaştırmalı çözümleme, apokaliptik imgelemin yalnızca yıkımı değil, yeniden doğuşu da barındıran bir zamansallık rejimi kurduğunu gösterir. Melankoli, kaygı, yas ve kırılgan umut, bireysel duygulanımların sınırlarını aşarak toplumsal dayanıklılığı, etik ilişkilenmeyi ve ortak varoluşun duygusal topografyasını biçimlendirir. Posthüman ufukta beden, teknoloji ve ruhsallık arasındaki geçirgen kesişimler, çöküşü bir tükenme değil, anlamın yeniden tertibi olarak görünür kılar. Neo-uyanış ne eskatolojik bir kurtuluş vaadi ne de kesin bir kapanış olarak belirir; parçalı ritüeller, geçici cemaatler ve kırılgan dayanışmalar içinde deneyimlenen bir yeniden bileşim süreci olarak işlev görür. “Neo” ön eki, sürekliliğin ve temsilin yerine kırılmayı, yeniden biçimlenmeyi ve etik yaratıcılığı geçiren bir yeniden yapılanma kipliğini imler. Bu yaklaşım, kültürel üretimi yalnızca estetik bir temsil alanı değil, aynı zamanda etik, ontolojik ve duygulanımsal bir edim olarak konumlandırarak insan-sonrası çağın spiritüel duyarlılığını yeniden düşünmeye imkân veren bütünlüklü bir kuramsal zemin önermektedir.