AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThis demographic trend has contributed to the intensification of the phenomenon known as the “feminization of ageing.” Consequently, elderly women have become increasingly exposed to the socioeconomic disadvantages associated with old age.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Ageing is a multidimensional concept that encompasses biological, physiological, and psychological changes and is chronologically defined by the World Health Organization (WHO) as individuals aged 65 and over. In the Republic of Türkiye, the proportion of the elderly population within the total population has shown a significant increase over time. Within the elderly population, women have consistently outnumbered men both numerically and proportionally. While the number of elderly women was 590,645 in 1960, this figure reached 2,159,386 by the year 2000. Although a substantial increase was observed in both the elderly female and male populations during this period, elderly women remained the dominant group throughout. This trend became particularly pronounced in the population aged 85 and over. In 1960, women aged 85 and above constituted approximately 63.12% of this age group with 40,134 individuals; this proportion increased to approximately 67.18% in 1980 and stood at around 61.40% in 2000. Despite a relative decline in 2000, the predominance of women persisted. The primary factors underlying this pattern include women’s longer life expectancy compared to men and declining fertility rates. This demographic trend has contributed to the intensification of the phenomenon known as the “feminization of ageing.” Consequently, elderly women have become increasingly exposed to the socioeconomic disadvantages associated with old age.
Özet
Yaşlılık, bireyin biyolojik, fizyolojik ve psikolojik değişimlerini içeren ve kronolojik olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “65 yaş ve üzeri” olarak kabul edilen çok boyutlu bir kavramdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde toplam nüfus içerisindeki yaşlı nüfus oranı zaman içerisinde belirgin bir artış göstermiştir. Yaşlı nüfus içerisinde kadınların hem sayısal hem de oransal olarak erkeklerden fazla olduğu görülmektedir. 1960 yılında 590.645 olan yaşlı kadın sayısı, 2000 yılına gelindiğinde 2.159.386 kişiye ulaşmıştır. Bu dönemde hem kadın hem de erkek yaşlı nüfusunda önemli ölçüde artış yaşanmış olmakla birlikte, tüm dönem boyunca yaşlı kadın nüfusu erkeklerden fazla olmayı sürdürmüştür. Bu eğilim özellikle 85 yaş ve üzeri yaş grubunda daha belirgin hâle gelmiştir. Nitekim 1960 yılında 85 yaş ve üzeri kadınlar 40.134 kişiyle yaklaşık %63,12’lik bir oran oluştururken, bu oran 1980 yılında yaklaşık %67,18’e yükselmiş; 2000 yılında ise yaklaşık %61,40 olarak gerçekleşmiştir. 2000 yılında bu oranda görece bir azalma görülmekle birlikte, kadınların baskınlığı devam etmiştir. Bu durumun temel nedenleri arasında kadınların ortalama yaşam süresinin erkeklerden daha uzun olması ve doğurganlık oranlarındaki azalma yer almaktadır. Söz konusu demografik eğilim, kadın yaşlı nüfusundaki artışla birlikte “yaşlılığın kadınsallaşması” olgusunu belirginleştirmiştir. Bu tablo, kadın yaşlıların yaşlılığın beraberinde getirdiği sosyoekonomik dezavantajlarla daha yoğun biçimde karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.