AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe findings indicate that only a small proportion of the teachers supported the inclusion of religious education in preschool institutions, whereas the majority opposed it.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This study aimed to investigate preschool teachers’ perspectives on religious and moral education in preschool settings. Accordingly, the central research question was formulated as follows: “What are preschool teachers’ views on religious and moral education in preschool settings?” The study employed a qualitative case study design. Data were collected through semi-structured interviews with 20 preschool teachers working in public preschool education institutions in Istanbul, who were recruited using snowball sampling. The semi-structured interview form consisted of 13 questions. The data were analyzed using descriptive analysis. The findings indicate that only a small proportion of the teachers supported the inclusion of religious education in preschool institutions, whereas the majority opposed it. While this finding is consistent with critical perspectives on religious education in early childhood, it differs from some recent studies reporting more favorable attitudes among teachers. This discrepancy may be related to differences in sample characteristics, regional contexts, or the periods in which the studies were conducted. Teachers who opposed religious education primarily expressed concerns about its developmental appropriateness, the diversity of families’ beliefs, the view that religious education should primarily be provided within the family, principles of secularism and scientific objectivity, and perceived limitations in teacher competence and instructional content. The prominence of concerns about developmental appropriateness reflects pedagogical sensitivities surrounding the introduction of abstract religious concepts in early childhood. In contrast, teachers who supported religious education emphasized the importance of fostering religious awareness from an early age. Their views regarding the content of potential religious education were largely centered on values education, together with basic religious knowledge, religious holidays, and concrete religious content. This pattern suggests a stronger emphasis on universal and cultural values than on direct religious instruction. Nearly half of the teachers stated that religious education, when provided through developmentally appropriate content and methods, could have positive effects on children, including supporting value acquisition, providing early religious knowledge, and contributing to social-emotional development. However, the majority stated that religious education that fails to take children’s developmental characteristics into account could lead to negative outcomes, including fear, anxiety, guilt, and confusion. Taken together, these findings suggest that some teachers’ reservations may concern the manner in which religious education is implemented rather than reflecting an unconditional rejection of religious education itself. By contrast, most teachers expressed positive views toward moral education, emphasizing its importance for social adaptation, value acquisition, and individual development. They also indicated that moral education should be provided by preschool teachers within the framework of values education. Based on these findings, several recommendations can be made. Further comparative research involving larger and more diverse samples is needed to better understand variations in teachers’ perspectives on religious education. Early childhood education programs should prioritize values and moral education and, where religious content is included, ensure that it is concrete and developmentally appropriate rather than centered on abstract religious concepts. It is also essential for educators addressing such content to possess adequate competence in early childhood pedagogy. Finally, longitudinal research is needed to examine the long-term implications of these educational practices for children and to provide a stronger evidence base for future educational approaches.
Özet
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi öğretmenlerinin okul öncesi eğitim kurumlarında din ve ahlak eğitimine ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda araştırmanın temel problemi, “Okul öncesi öğretmenlerinin okul öncesi eğitim kurumlarında din ve ahlak eğitimine ilişkin görüşleri nelerdir?” şeklinde ifade edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni benimsenmiştir. Veri toplama sürecinde görüşme (mülakat) tekniği kullanılmış; İstanbul’da resmî okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan 20 okul öncesi öğretmene kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Katılımcılara yarı yapılandırılmış mülakat formu aracılığıyla toplam 13 soru yöneltilmiştir. Elde edilen veriler ise betimsel analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, öğretmenlerin az bir kısmı okul öncesi eğitim kurumlarında din eğitimi dersine yer verilmesi yönünde görüş beyan etmiş, büyük bir çoğunluğu ise bu kurumlarda din eğitimi dersine yer verilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu sonuç, erken yaşta din eğitimine yönelik eleştirel yaklaşımlarla örtüşmekle birlikte, son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda öğretmenlerin daha olumlu tutum sergilediğini ortaya koyan bulgulardan farklılaşmaktadır. Bu durum, örneklem farklılıkları, bölgesel etkiler veya dönemsel değişkenlerle açıklanabilir. Okul öncesi eğitim kurumlarında din eğitimine karşı çıkan öğretmenler, bu görüşlerini en çok çocuğun gelişim düzeyine uygunluk sorunu, ailelerin farklı inanç yapıları, eğitimin ailede verilmesi gerektiği düşüncesi, laiklik ve bilimsellik ilkeleri ile öğretmen ve içerik yetersizlikleri gibi gerekçelerle temellendirmiştir. Özellikle “gelişim düzeyine uygun olmama” gerekçesinin öne çıkması, erken çocukluk döneminde soyut dinî kavramların öğretimine yönelik pedagojik hassasiyetleri yansıtmaktadır. Buna karşılık din eğitiminin verilmesini savunan az sayıdaki öğretmen ise çocuklarda erken yaşta din bilinci oluşturulmasının önemine vurgu yapmıştır. Araştırmada, olası bir din eğitimi dersinin içeriğine ilişkin görüşlerin ağırlıklı olarak değerler eğitimi etrafında şekillendiği görülmüştür. Bunun yanında temel dinî bilgiler, dinî bayramlar ve somutlaştırılmış dinî içeriklerin de önerildiği görülmüştür. Bu bulgu, öğretmenlerin doğrudan din öğretiminden ziyade daha çok evrensel ve kültürel değerlerin kazandırılmasına önem verdiğini göstermektedir. Öğretmenlerin neredeyse yarısı, uygun içerik ve yöntemlerle sunulan bir din eğitiminin çocuklar üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğini kabul etmektedir. Bu bağlamda olumlu etkiler olarak, çocukların temel değerleri edinmesine katkı sağlama, erken yaşta din konusunda bilgilenme ve sosyal-duygusal gelişimi destekleme gibi hususlar zikredilmiştir. Bununla birlikte öğretmenlerin çoğunluğu, çocukların gelişim özellikleri dikkate alınmadan yapılandırılan bir din eğitiminin çocuklarda korku, kaygı, suçluluk ve kafa karışıklığı gibi olumsuz sonuçlara yol açabileceğini de belirtmiştir. Bu durum, öğretmenlerin ilkesel bir karşıtlıktan ziyade uygulamaya yönelik çekinceler taşıdıklarını göstermektedir. Ahlak eğitimi konusunda ise öğretmenlerin büyük çoğunluğunun olumlu bir tutum sergilediği belirlenmiştir. Katılımcılar, okul öncesi dönemde ahlak eğitiminin gerekli olduğunu ve bu eğitimin en uygun biçimde değerler eğitimi kapsamında verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Ahlak eğitiminin toplumsal uyum, temel değerlerin kazandırılması ve bireyin gelişimi açısından önemli olduğu vurgulanmıştır. Araştırma bulgularından hareketle, öncelikle, din eğitimine yönelik farklı sonuçların nedenlerini ortaya koymak amacıyla daha geniş örneklemlerle karşılaştırmalı çalışmalar yapılması önerilmektedir. Bunun yanı sıra, okul öncesi eğitim programlarında öncelikle değerler ve ahlak eğitimine ağırlık verilmesi, soyut dinî kavramlardan kaçınılması ve içeriklerin çocukların gelişim düzeyine uygun şekilde yapılandırılması gerekmektedir. Eğitim sürecinde görev alacak kişilerin erken çocukluk pedagojisi konusunda yetkin olmaları önem taşımaktadır. Son olarak, bu alandaki uygulamaların çocuklar üzerindeki etkilerinin uzun dönemli araştırmalarla izlenmesi, daha sağlıklı ve kanıta dayalı sonuçlara ulaşılmasına katkı sağlayacaktır.