AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe article argues that the concept of security needs to be reconceptualised by broadening and deepening to place ordinary people and their unique lives at its centre.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
The succession of everyday (in)security crises in Türkiye amplifies concerns and engenders anxiety and fear. Nevertheless, preventable mining disasters, homicides of women, workplace killings, unresolved murders, traffic incidents, escalating crime rates, and the operations of mafias and gangs persist on the third-page of the newspaper. The risks and threats in everyday life are perceived as isolated occurrences and dismissed as accidents or acts of fate, thereby de-securitised. The recent attacks on schools, targeting children in Şanlıurfa and Kahramanmaraş, have intensified the debate surrounding human security. This opinion article provides a critical reading of everyday (in)security in our country. Using a deconstructive approach, the question of ‘whose security’ has been raised in relation to the homicides of women and workers; subsequently, the piece goes on to interrogate the government’s populist hegemonic discourse, grounded in the myth of the strong state. The article argues that the concept of security needs to be reconceptualised by broadening and deepening to place ordinary people and their unique lives at its centre.
Özet
Türkiye’de yaşama dair kaygıları artıran, endişe ve korku duygusuna neden olan gündelik güven(siz)lik krizleri ardı ardına yaşanmaktadır. Buna rağmen önlenebilir maden faciaları, kadın ve iş cinayetleri, faili meçhul cinayetler, trafik kazaları, artan suç oranları, mafya ve çeteler üçüncü sayfa haberi olmanın ötesine geçememektedir. Diğer bir ifadeyle, gündelik yaşamdaki risk ve tehditler münferit görülmekte, kaza ve kader denilerek güvenlik dışılaştırılmaktadır. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki okullarda gerçekleşen ve çocukları hedef alan son saldırılar, insani güvenliği hiç olmadığı kadar tartışılır hale getirmiştir. Bu görüş makalesi, ülkemizdeki gündelik güven(siz)lik yapısının eleştirel bir okumasını yapmaktadır. Yapı bozumu yöntemiyle kadın ve işçi cinayetleri üzerinden “kimin güvenliği” sorusu tartışmaya açılmış; devamında iktidarın güçlü devlet mitine dayalı popülist hegemonik söylemi irdelenmiştir. Makale, güvenlik kavramının sıradan insanı ve biricik yaşamlarını merkeze alacak şekilde genişletilip derinleştirilerek yeniden kavramsallaştırılması gerektiğini savunmaktadır.