AI Summary & Key Takeaways
AI InsightIntegrating urban agriculture into the planning system provides a strategic foundation for building resilient cities, advancing gender-responsive urban agriculture policies, and promoting equity in urban nutrition.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
Increasing urbanisation raises urban food demand, while the ecological costs and crisis vulnerability of conventional agriculture necessitate reconsidering food production within urban environments. Literature shows that women, especially low-income women, play a crucial role in urban food production and in sustaining urban populations through subsistence agriculture. Nevertheless, women’s essential contributions to urban food production are often overlooked and remain spatially invisible in urban planning. This study evaluates the mainstreaming of gender in urban agriculture and food justice as issues of land use and spatial planning. It uses critical document analysis of zoning legislation, urban transformation, and public property regulations in Türkiye. Accordingly, it introduces a productive spatial model at the neighbourhood scale through a gender-responsive planning approach. The model proposes incorporating neighbourhood gardens into legislation as Land Readjustment Contribution Share (LRCS) areas. It also recommends designing educational spaces as multifunctional production areas, such as greenhouses and orchards, transforming residential complexes into productive landscapes, and integrating micro-livestock practices in peri-urban neighbourhoods. These strategies link neighbourhood markets with women’s cooperatives and are supported by local urban agriculture regulations. Integrating urban agriculture into the planning system provides a strategic foundation for building resilient cities, advancing gender-responsive urban agriculture policies, and promoting equity in urban nutrition.
Özet
Artan kentleşme, kentsel gıda talebini artırmakta; geleneksel tarımın ekolojik maliyetleri ve krizler karşısındaki kırılganlığı ise gıda üretiminin kent mekânı içinde yeniden ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Literatür, kadınların, özellikle düşük gelirli kadınların, kentsel gıda üretiminde ve geçimlik tarımla kentsel nüfusun beslenmesinde önemli bir rol üstlendiğini göstermektedir. Ancak kadınların kentsel gıda üretimindeki bu belirleyici emeği, planlama süreçlerinde sınırlı biçimde ele alınmakta ve mekânsal olarak görünmez kalmaktadır. Bu çalışma, kentsel tarımda ve gıda adaletinde toplumsal cinsiyetin ana akımlaştırılmasını doğrudan arazi kullanımı ve mekânsal planlama meselesi olarak değerlendirmektedir. Nitel araştırma deseniyle kurgulanan çalışma, Türkiye’deki imar mevzuatı ile kentsel dönüşüm ve kamu taşınmazlarına ilişkin hukuki düzenlemelerin eleştirel doküman analizine dayanmaktadır. Bu doğrultuda, toplumsal cinsiyete duyarlı planlama yaklaşımıyla mahalle ölçeğinde üretken bir mekânsal model sunulmaktadır. Model kapsamında mahalle bostanlarının mevzuata dâhil edilerek Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) alanlarından sayılması, eğitim alanlarının sera ve meyve bahçeleri gibi çok işlevli üretim mekânları olarak kurgulanması, konut sitelerinin üretken peyzajlara dönüştürülmesi ve kent çeperlerindeki mikro-hayvancılığın planlamaya entegre edilmesi önerilmektedir. Bu stratejilerin kadın kooperatifleri aracılığıyla mahalle pazarlarıyla ilişkilendirilmesi, yerel kentsel tarım yönetmelikleriyle güvence altına alınması hedeflenmektedir. Sonuç olarak, kentsel tarımın planlama sistemine entegrasyonu; daha dirençli kentlerin inşasına, cinsiyete duyarlı kentsel tarım politikalarının üretilmesine ve eşit beslenen kentlere ulaşılmasına stratejik bir altlık sunmaktadır.