AI Summary & Key Takeaways
AI InsightThe study concludes that poverty is not an inevitable natural condition but is largely shaped by economic structures and distributive mechanisms, and that the justice-centered framework of Islamic law provides a more comprehensive perspective for addressing contemporary economic challenges.
📌 3 Key Takeaways
Abstract
This study critically examines Thomas Malthus’s population theory from the perspective of Islamic law and reassesses scarcity-centered explanations of poverty. Malthus argued that population grows at a geometric rate while food production increases more slowly, portraying poverty as a largely inevitable outcome. This approach has shaped not only classical economic thought but also modern population policies and poverty-alleviation strategies. However, the Malthusian framework has been widely criticized for attributing poverty primarily to natural constraints and demographic pressure. In contrast, Islamic law does not interpret poverty solely through population growth or resource scarcity. Instead, it adopts a holistic framework that incorporates moral and institutional dimensions such as sustenance (rizq), abundance (barakah), justice, property rights, and income distribution. Within this framework, the study comparatively analyzes Malthus’s scarcity-based perspective and the justice- and sharing-oriented approach of Islamic law. Methodologically, the research employs qualitative document analysis, examining Malthus’s major works alongside classical and contemporary Islamic legal literature. In addition, Gini coefficient data are used to evaluate income-distribution justice across countries with varying levels of economic development and natural-resource endowments. The findings suggest that neither economic growth nor resource abundance alone ensures equitable income distribution. Rather, more just outcomes are closely linked to effective governance, institutional efficiency, and socially responsible policies. The study concludes that poverty is not an inevitable natural condition but is largely shaped by economic structures and distributive mechanisms, and that the justice-centered framework of Islamic law provides a more comprehensive perspective for addressing contemporary economic challenges.
Özet
Bu çalışma, Thomas Malthus’un nüfus teorisini İslam hukuku perspektifinden eleştirel bir çerçevede değerlendirerek fakirlik olgusuna hâkim olan kıtlık merkezli yaklaşımları yeniden tartışmayı amaçlamaktadır. Malthus, nüfusun geometrik hızla artmasına karşılık üretim imkânlarının daha sınırlı bir hızla artacağını ileri sürmüş ve fakirliği büyük ölçüde kaçınılmaz bir sonuç olarak görmüştür. Bu yaklaşım, klasik iktisat düşüncesinin yanı sıra modern nüfus politikaları ve fakirlikle mücadele stratejileri üzerinde de belirleyici olmuştur. Ancak Malthusyen teori, fakirliği doğal sınırlara ve bireysel davranışlara indirgemesi nedeniyle önemli eleştirilere konu olmuştur. İslam hukuku ise fakirliği yalnızca nüfus artışı veya kaynak yetersizliği üzerinden açıklamaz. Rızık, bereket, adalet, mülkiyet anlayışı ve gelir dağılımı gibi ahlaki ve kurumsal boyutları içeren bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Malthus’un kıtlık merkezli yaklaşımı ile İslam hukukunun adalet ve paylaşım temelli yaklaşımını karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Araştırmada nitel yönteme dayalı doküman analizi benimsenmiştir. Bu doğrultuda Malthus’un klasik eserleri ile İslam hukukuna ilişkin klasik ve modern literatür birlikte incelenmiştir. Ayrıca gelir dağılımı adaletini ölçmek amacıyla Gini katsayısı verilerinden yararlanılmıştır. Bulgular, fakirliğin kaçınılmaz bir doğal sonuç olmadığını; aksine iktisadi düzen, yönetişim yapıları ve paylaşım mekanizmalarıyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışma, İslam hukukunun adalet merkezli yaklaşımının fakirlikle mücadelede daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir perspektif sunduğu sonucuna ulaşmaktadır.