Dergiler / Türkoloji / 2023 / Sayı: 115

AVRUPA VE TÜRK DİLLERİNDE ADLANDIRMA: GÖKKUŞAĞI ÖRNEĞİ

NAMING IN EUROPEAN AND TURKISH LANGUAGES: THE RAINBOW EXAMPLE

Sayfa
45–65
DOI
—

Özet

İnsanlar için bir varlığa ad vermek onu “tanıdığı, bildiği” anlamına gelir. Başka bir ifadeyle adlandırılmayan varlıklar “tanınmıyor, bilinmiyor” demektir. İnsanoğlu var olduğundan beri çevresini tanımaya ve tanıdığı varlıklara ad vermeye çalışmıştır. Bu bir çeşit kendisini güvende hissetme isteğidir. Çünkü insan bilinmeyenden korkar, tedirgin olur. Ancak varlıkları adlandırdığında egemenlik kurduğunu düşünür, kendini güçlü hisseder. Varlıkları birbirinden ayıran en temel özellik adlarıdır. Ad varlığın göstergesi değil, kendisidir. Adlandırıldığında o varlık bilinmiş olur. İnsanlar önce duyularıyla hissettiği, gördüğü, dokunduğu, işittiği, tattığı, kokladığı nesneleri adlandırır; sonrasında duygularıyla oluşan soyut kavramlara ad verir. Bu adlandırmaların neye göre, hangi mantıkla, nelerden etkilenerek yapıldığı önemli bir konudur. Her toplumun aynı şekilde adlandırma yapmadığı bilinmekle beraber farklı kültüre sahip toplulukların hangi yöntemle adlandırma yaptığı; kültürel değerlerin, yaşam tarzı ve coğrafi şartların adlandırmalarda nasıl rol oynadığı bilim insanlarının eskiden beri yanıt aradığı sorulardır. Bu çalışmada “gökkuşağı” sözcüğünün farklı dil ailelerinde adlandırma şekli araştırılmıştır. Altay dil ailesinde bulunan Türkçe ve Hint-Avrupa dil ailesinin Avrupa kolunda bulunan diller “gökkuşağı” sözcüğü esas alınarak karşılaştırılmış, Türk dillerinde “gökkuşağı" sözcüğünün anlamsal, Avrupa dillerinde ise görsel algı üzerinden değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır.

Abstract

For people, giving a name to an entity means that they “know, recognize” it. In other words, entities that are not named mean “unrecognized, unknown”. Since mankind has existed, it has tried to recognize its surroundings and give names to the beings it knows. It's a kind of desire to feel safe. Because a person is afraid of the unknown, he becomes agitated, but when he names beings, he thinks that he is establishing sovereignty, he feels powerful. The most basic feature that distinguishes entities from each other is their names. The name is not an indicator of existence, it is itself. When it is named, that being becomes known. People first name the objects they feel, see, touch, hear, taste, smell with their senses; then they name the abstract concepts formed with their feelings. It is an important issue according to which situation, with what logic and influenced by which these designations are made. Although it is known that not every society names in the same way, the method by which communities with different cultures name; how cultural values, lifestyle and geographical conditions play a role in naming are questions that scientists have been searching for answers since ancient times. Turkish languages in the Altay language family and European languages in the Indo-European language family have been compared based on the word “rainbow”. It has been concluded that the word “rainbow” in Turkish languages is evaluated semantically, and in European group languages it is evaluated through visual perception. Document review method, one of the qualitative research methods, was used in the research.

Anahtar kelimeler: Dilde adlandırma, Altay dil ailesi, Türk dilleri, Avrupa dil ailesi, gökkuşağı.