Dergiler / Cumhuriyet İlahiyat Dergisi / 2020 / Cilt: 24 - Sayı: 1
Nizâmülmülk Etkisi: Otorite Sahibi Bir Vezir Portresi
- Sayfa
- 247–266
- DOI
- —
Özet
Türk ve İslam tarihinin kırılma noktalarından birisi 1040 yılında Selçuklular ile Gazneliler arasında cereyan eden Dandanakan Savaşı’dır. Savaşın ardından Selçuklular hızlı bir yükselişle özellikle Sünnî İslam coğrafyasında etkin ve belirleyici güç haline gelmiştir. Göçebe kültürden gelen ve bir oba hüviyetinde iken çok kısa bir sürede önlenemez bir şekilde hâkimiyet alanını Türkistan coğrafyasından Anadolu içlerine kadar genişleten Büyük Selçuklu Devleti, kurumsal olarak da olgunlaşmaya başlamıştır. Bu noktada hem merkezi yönetimde hem de vilayetlerde ortaya çıkan yetişmiş eleman ihtiyacını birçoğu daha önce Gazneli devlet teşkilatında görev yapmış Fars asıllı devlet adamları karşılamıştır. Bu isimlerden birisi de ileride Nizâmülmülk adıyla şöhret bulacak ve namı isminin önüne geçecek olan Hasan b. Alî b. İshâk et-Tûsî’dir. Nizâmülmülk, devlet gücünün askeri alanda elde edilen zaferlere endekslendiği bir dönemde askerî, idarî, ilmî ve ekonomik alanda attığı adımlar ve aldığı tedbirlerle Büyük Selçuklu Devleti’nin kurumsallaşmasında son derece etkin bir isim olmuştur. Bu etkinlik neticesinde hem halk hem de devlet adamları nezdinde saygın bir yer edinmiştir. Bu çalışma çerçevesinde Nizâmülmülk’ün devlet bürokrasisi içerisindeki konumuna, hükümdar ve hanedan üyeleri ile olan ilişkilerine ve vezirlik sürecinde attığı adımların Selçuklu tarihine yansımalarına değinilecektir.Özet: Devlet kademesinde görev almaya Gazneliler Devleti’nin Horasan Valisi Ebü’l-Fazl Sûrî’nin yanında başlayan Nizâmülmülk, Horasan Bölgesi’nin Selçukluların kontrolüne geçmesiyle birlikte hizmetlerine Selçuklu Devleti’nde devam etmiştir. Çağrı Bey’in hizmetinde rüştünü ispat eden Nizâmülmülk, Çağrı Bey’in en güvendiği isimlerden biri haline gelmiştir. Öyle ki, Çağrı Bey ileride önce Horasan’ın sonrasında tüm Selçuklu yurdunun yönetimini üstlenecek olan oğlu Alparslan’ı Nizâmülmülk’e emanet etmiş, oğluna da Nizâmülmülk’ü bir baba olarak kabul etmesini, ona muhalefet etmemesini öğütlemiştir.Alparslan, babasının tavsiyeleri ve üvey kardeşi Süleyman ile giriştiği taht mücadelesinde gösterdiği yararlılık münasebetiyle devletin en önemli idari görevi olan vezirlik makamını Nizâmülmülk’e tevdi etmiştir. Bu dönemden itibaren vefatına kadar, yaklaşık 30 yıl kesintisiz bir süreyle Büyük Selçuklu Devleti’nin vezirliğini yapmış ve V./XI. yy.’ın ikinci yarısından itibaren Büyük Selçuklu siyasetinin en etkin figürü haline gelmiştir. Melikşah’ın tahta geçebilmesinin Nizâmülmülk ile ilişkilendirilmesi, onun döneminde elde edilen başarıların ve devlet sisteminin düzenlenmesi, şehirlerin imarı, ekonominin güçlenmesi gibi ülke içerisinde yaşanan olumlu gelişmelerin Nizâmülmülk’ün marifetiyle gerçekleştirildiğinin dillendirilmesi, Tanrı tarafından yeryüzünü yönetmek ve inşa etmek için seçildiği düşünülen bir sultan varken bir vezirin devlet için nimet olarak gösterilmesi sultanın vezirine bakışını etkilemiştir.Bu noktada üzerinde durulması gereken hususlardan birisi de Nizâmülmülk’ün kendisini nasıl gördüğü ve devlet içerisinde kendini nerede konumlandırdığıdır. Nizâmülmülk’ün Sultan Melikşah’a verdiği bir cevapta devletin geldiği noktayı ve sultanın mevcudiyetini kendi varlığıyla eşleştirmesi, tarihinin gördüğü en yetenekli vezirlerden biri olan Nizâmülmülk’ün özgüveninin son derece yüksek ve kendisini kudret sahibi olarak gördüğüne işaret etmektedir. Bu anlamlandırma halk nezdinde herhangi bir kutsiyeti bulunmayan vezirlik makamındaki bir kişinin, toplum nezdinde Allah tarafından seçildiğine inanılan kutlu kişiye meydan okutan gücü kendisinde hissetmesinin kaynağını sorgulatmaktadır. Aranan cevap Nizâmülmülk’ün vezirlik sürecinin çeşitli başlıklar altında ve bu başlıklara dair verilecek örneklerle incelenmesi neticesinde onun devletin iç işleyişine etkisinin tespitinde ve farklı kesimlerle kurduğu ilişkide saklıdır.Nizâmülmülk, Selçuklu tahtına karşı sıkı bir bağlılık göstermiştir. Bu bağlılığını lüzumu halinde savaş meydanında göğüs göğüse çarpışarak sergilemiş, gerekli olduğunda kıvrak zekâsı ile sorunları devlet için tehlikeli boyuta gelmeden çözmüş, siyasi öngörüsü ile aldığı tedbirler sayesinde devletin büyümesine katkı sağlamıştır. Onun bu sadakati ve samimiyeti, Selçuklu sultanları tarafından karşılık bırakılmamış, Alparslan vezirinin fikirlerine büyük önem verip tercihlerini bu doğrultuda şekillendirirken, aleyhine söylenen sözlerin hiçbirine kulak asmamıştır.Melikşah da, bir anlamda kendisine Selçuklu tahtını veren Nizâmülmülk’e gerekli hürmeti göstererek bütün devlet işlerinin yürütülmesini ona tevdi etmiş ve kendisini bir “baba” gibi gördüğünü ifade etmiştir. İlaveten Selçuklu tarihinde bir ilk olmak üzere Melikşah, Nizâmülmülk’e atabeg (el-emîrü’l-vâlid) unvanını vermiştir. Melikşah, Büyük Selçuklu tahtındaki ilk yıllarını, gençliğin etkisiyle, polo oynayıp, büyük av partileri düzenlemekle geçirmiş ve bundan dolayı devlet içerisinde bütün güç Nizâmülmülk’ün eline geçmiştir. Ortaya çıkan bu durum da “ülke resmen ve ismen sultanın olmakla birlikte gerçekte ‘Nizam’ına kavuştu.” ifadesiyle açıklanmıştır. Ayrıca Melikşah’ın saltanatı döneminde elde edilen askerî, siyasî ve ekonomik başarılar Nizâmülmülk’ün yeteneği ve devlet işlerinde attığı adımlara bağlanmıştır.Nizâmülmülk, hanedan ile kurduğu ilişkinin yanı sıra devlet kademesinde görev alan farklı zümrelerle de güven üzerine dayalı yakın bir ilişki biçimi geliştirmiştir. Örneğin, Nizâmülmülk’ün katıldığı askerî seferlerde bir nefer gibi askerlerin içerisinde savaşa katılması ordu içerisinde kendisine saygı duyulmasına yol açmıştır. Ayrıca, Melikşah ile Kirman Hâkimi Kavurd Bey arasındaki taht mücadelesinde Melikşah’ın safında yer almakla birlikte Kavurd Bey’i destekleyen bazı isimlerin yazdıkları destek mektuplarının ortaya çıkmasına engel olarak hem emirlerin korkularını yatıştırırmış hem de itibarını artırmıştır.Nizâmülmülk’ün yakın ilişki içerisinde olduğu bir diğer grup ilmiye sınıfı olmuştur. Bilge vezir, Tuğrul Bey döneminde Amidülmülk Kündürî tarafından takibata uğray
Abstract
One of the breaking points in Turkish and Islamic history is the Battle of Dandanakan, which took place between the Seljuks and the Ghaznavids in 1040. After the war, the Seljuks became an effective and decisive power, especially in the Sunni Islamic geography with a rapid rise. The Great Seljuk Empire, which came from a nomadic culture and irrepressibly expanded its domination from Turkistan to Anatolian territory in a very short time while it was in the nature of a nomad group, started to mature institutionally as well. At this point, the Persian origin statesmen, many of whom previously served in the state organization of Ghaznavid, met the need for trained personnel that emerged both in the central government and in the provinces. One of these names is Hasan b. Ali b. Isḥāq al- Ṭūsī, who will become famous with the name of Niẓām al-Mulk and will get ahead of his original name. Niẓām al-Mulk has been an extremely effective name in the institutionalization of the Great Seljuk State with the steps and actions which he tookin the military, administrative, scientific, and economic fields at a time when the state power was depended on victories in the military field. As a result of that event, he gained a respectable place among both public and statesmen. Within the scope of this study, the position of Niẓām al-Mulk in the state bureaucracy, his relations with the rulers and dynasty members, and the reflections of the actions taken by him from his period of vizier to the Seljuk history will be discussed.