Dergiler / Tokat ilmiyat dergisi / 2019 / Cilt: 7 Sayı: 2
Süleyman Nahîfî’nin Mübâhase-i Kazâ ve Kader Adlı Eseri ve Tahlili
- Sayfa
- 173–209
- DOI
- —
Özet
Edebiyat tarihimizde “Mesnevi Mütercimi” unvanıyla bilinen Mehmed Süleyman Nahîfî (ö. 1151/1738), yaklaşık doksan yıllık ömründe çeşitli devlet kademelerinde farklı görevlerde (yeniçerilik, sefir kâtipliği, şıkk-ı sânî defterdarlığı vb.) bulunmuş, hem nazım hem de nesir alanında pek çok eser kaleme almıştır. Hayatı, sanatı ve eserleriyle alakalı pek çok makale yazılan, çalışmalar yapılan Nahîfî’nin manzûm telifatından Mübahase-i Kazâ ve Kader’in —amatör sayılabilecek bir neşrin dışında- bu güne kadar ilmî bir çalışmaya konu olduğu bilinmemektedir. Bu açıdan eser üzerinde çalışılmayı hak etmektedir. Eserin gün yüzüne çıkmasını önemli kılan bir başka husus da kendi döneminin düşünce kodlarını yansıtması itibariyle taşıdığı değerdir. Nitekim Osmanlı ulemâsı üzerinde özellikle de XIII. ve XIV. yüzyıllarda Eş‘arî düşüncenin baskın bir durumda olduğu bilinmektedir. Elimize ulaşan eseri üzerinden anlamaya çalıştığımız Nahîfî’nin ise bu akımın değil de Kemâlüddin İbnü’l-Hümâm (ö. 861/1457), Hızır Bey (ö. 863/1459) ve Taşköprizâde (ö. 968/1561) gibi Hanefî-Mâtürîdî yönü ağır basan âlimlerin bir devamı olduğu söylenilebilir. Bunun dışında müellifin konu bağlamında Cebriyye ve Kaderiyye mensuplarına yönelttiği eleştiriler de dikkate şayandır.
Abstract
Sulayman Nahīfī (d. 1151/1738) who known as translator of Mathnawī in our history of literature, worked in various governmental positions (janissary, ambassador secretary, etc.) during his life of nearly ninety years. He also wrote many works both in verse and prose. Although many articles have been written about the life, art and works of Nahīfī, there isn’t any study about his work called Mubāhathe-i Ķadā ve Ķader -except for an amateur publication- which is written in verse. In this respect, the work deserves to be studied. Another point that makes it important to come to light is that it reflects the codes of thought of its period. Being written in verse and coinciding with the last periods of the Ottoman Empire increases the importance of this work. On the other hand, it is a fact that Asharī thought is dominant among the Ottoman scholars who are seen as a natural continuation of Māturīdī tradition. In this respect, it can be said that Nahīfī is a continuation of the few Māturīdī scholars such as Ibn al-Humām (d. 861/1457), Hızır Bay (d. 863/1459) and Tashkoprīzāde (d. 968/1561). The author’s criticism of Jabriyya and Kadariyya members is also remarkable related to the subject matter.