Dergiler / Kilis 7 Aralık Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi / 2022 / Cilt: 9 - Sayı: 2

KOVİD-19 SALGININDA DİNİN TOPLUMSAL GÖRÜNÜRLÜKLERİ: Eklektik Sekülerleşme Yaklaşımı Çerçevesinde Bir Değerlendirme

SOCIAL VISIBILITY OF RELIGION IN THE COVID-19 EPIDEMIC: An Evaluation Within the Framework of Eclectic Secularization Approach

Sayfa
587–620
DOI
—

Özet

Modernlik olgusunu anlama ve anlamlandırma çabası hem sosyoloji disiplininin varlık sebebi hem de ‘modernlik-din’ ilişkisi sorunsalını ifade eden ‘sekülerleşme’ söyleminin temel dayanağı olmuştur. Bu nedenle bu ilişkinin serüveni ve kurgularına dair bütün anlaşılmaksızın sekülerleşme tartışmaları ile günümüzdeki biçimiyle ‘eklektik sekülerleşme yaklaşımı’nı analiz etmek mümkün değildir. Hikâye, Batı’da Rönesans ve Reform hareketleri, ardından Fransız ihtilali ile daha somut hale gelen yeni dönemi ‘modern’ ve öncesini ‘gelenek’ şeklinde nitelendirilen çift kutuplu yaklaşımın geliştirilmesiyle başlamıştır. Din sosyolojisi disiplininin temel konularından biri olan ‘sekülerleşme’ tartışmalarını ‘modernlik’ ve ‘gelenek’ kavramlarından bağımsız olarak anlama ve anlamlandırma çabalarının sığ, temelsiz ve yetersiz bir yaklaşımdan ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Kurucu sosyologlar ve klasik sosyolojik kuramın temsilcileri, modern öncesi döneme ait olan ne varsa hepsini ‘gelenek’e ait, geçmişte kalan veya kalması gereken olarak vasıflandırmış ve ‘din’ de bunlardan biri olmuştur. Bu noktada Auguste Comte insanlık için pozitivist topluma doğru ilerleyen bir evrim süreci öngörerek toplumun kendi ürünü olan bir ‘insanlık dini’ kurgulamaya odaklanmıştır. Karl Marx, toplum için proletarya devrimine doğru ilerleyen bir süreç beklentisi içinde olmuş ve ‘din’i bireyler için bir tür ‘afyon’ olarak nitelendirerek bu sürecin önündeki engellerden biri olarak görmüştür. Max Weber ise modern toplum-din ilişkisini bir tür kutsaldan arınma süreci yani ‘eylemin rasyonelleştirilmesi süreci’ olarak tasvir etmiş, bu durumu ‘büyü bozumu’ şeklinde söylemleştirmiştir. Kurucu sosyologların bu tutumu ‘sekülerleşme’ tartışmalarının temelini teşkil etmiştir. Bu temel üzerinde olgunlaştırılan ‘sekülerleşme’ söylemi ‘Klasik’, ‘Yeni’ ve son noktada ‘Eklektik’ olmak üzere üç farklı sekülerleşme yaklaşımı biçiminde bir gelişim seyri takip etmiştir. Bu çalışmada Kovid-19 sürecinde dinî görünürlükler hem haber örnekleri hem de yapılan araştırmaların verileri referans alınarak analiz edilmektedir. Ulaşılan veriler modernlik-din ilişkisi bağlamında ortaya konulan ‘eklektik’ sekülerleşme yaklaşımını esas alan bir okumaya tabi tutulmaktadır. Böylelikle dinin, Kovid-19 sürecinin etkileriyle ortaya çıkan görünürlük biçimleri tasvir edilmektedir. Bu bağlamda öncelikle ‘eklektik sekülerleşme’ yaklaşımının öncü isimleri ve temel argümanları ele alınmaktadır. Dinin görünürlük kazandığı alanlar kapsamında Kovid-19 sürecinde çeşitli kurumların uygulama örnekleri, küresel çaplı dua etkinlikleri, bireylerin anlamlandırma kalıpları, bu süreçte ve hastalığın tedavisinde karşılaşılan güçlüklerle mücadele gibi olgular üzerinden bir temellendirme yapılmaktadır. Söz konusu verilerin toplanmasında literatür taraması metoduna başvurulmuştur. Ayrıca çeşitli gazete ve haber siteleri de veri kaynağı olarak kullanılmıştır. Verilerin seçiminde ‘Kovid-19 ve din’ temasının işlenmesi belirleyici ana unsur olarak ele alınmıştır. Verilerin yorumlanmasında ise içerik analizi ve meta-sentez metodu kullanılmıştır. Bu bağlamda alana ilişkin araştırma sonuçlarının nicel ve nitel verilerinin yanı sıra haber örneklerinden de istifade edilmiştir. Ayrıca Ülke, yaş, eğitim, cinsiyet, medeni durum, haber örneklerinin kaynağına ilişkin sınırlandırmalar vb. değişkenler dikkate alınmamıştır. Bu suretle Kovid-19 sürecinde dinin görünürlük kazandığı alanlar ve durumlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Söz konusu veriler meta-sentez metodu çerçevesinde değerlendirme, yorumlama ve karşılaştırmalar yapılmak suretiyle derinlemesine analiz edilmiştir. Dinin görünürlük kazandığı alanlar ve durumlar, “eklektik” sekülerleşme yaklaşımının parametreleri üzerinden değerlendirilmiştir. Buna göre dinin Kovid-19 sürecinde ortaya çıkan sosyo-kültürel, sosyo-psikolojik ekonomik vb. yeni şartlarla etkileşim halinde olduğu, bir takım değişim, dönüşüm, ritüeller ve uygulamalarla sürecin bir parçası hali geldiği, ortaya yeni melez uygulamaların çıktığı, hem kurumsal hem de bireysel boyutuyla dinî ile seküler olanın bir aradalığı elde edilen verilerle ortaya konulmaktadır. Çalışmanın kurgusundaki önemli noktalardan biri de ‘din’ kavramının ‘ilahî dinler’le sınırlandırılmaması ve ‘‘doğaüstü’ne yapılan vurguyu da içermesidir. Bu bağlamda Kovid-19 döneminde ‘din’, ‘dinimsi yapılar’ ve ‘halk inançları’ biçimindeki ‘doğaüstü’ne dair görünürlüklerin ‘seküler’ unsurlarla birlikte ve etkileşim halinde olduğu görülmüştür. Bu bulguların da ‘eklektik sekülerleşme’ yaklaşımının iddialarıyla örtüştüğü sonucuna ulaşılmıştır.

Abstract

The effort to understand and make sense of the phenomenon of modernity has been the basis of the 'secularization' discourse, which expresses both the reason for the existence of the discipline of sociology and the problematic of the 'modernity-religion' relationship. A bipolar approach has been developed by describing the new period, which became more concrete with the Renaissance and Reformation movements in the West, and then the French Revolution, as "modern" and "tradition" before it. It is not possible to consider the debates on 'secularization', which is one of the main subjects of the discipline of sociology of religion, independently of this approach. Auguste Comte, one of the founding sociologists, focused on constructing a 'human religion' with a positivist approach for humanity. Karl Marx described "religion" as a kind of "opium" for individuals and saw it as one of the obstacles to the proletarian revolution. Max Weber, on the other hand, described the modern society-religion relationship as a 'rationalization process of action' and discoursed it as 'disenchantment'. On this basis, inherited from the founding sociologists, three main 'secularization' approaches emerged: 'Classical', 'New' and 'Eclectic'. In this study, religious visibility in the Covid-19 process is analyzed with reference to both news samples and research data. The data obtained are subjected to a reading based on the 'eclectic' secularization approach put forward in the context of modernity-religion relationship. The literature review method was used to collect the said data. In addition, various newspapers and news sites were used as data sources. In the selection of the data, the processing of the theme of 'Covid-19 and religion' was considered as the main determining factor. In addition, country, age, education, gender, marital status, restrictions on the source of news samples, etc. variables are not taken into account. Content analysis and meta-synthesis methods were used in the interpretation of the data. The areas and situations in which religion gains visibility have been evaluated through the parameters of the "eclectic" secularization approach. According to this, it is revealed that religion is in interaction with socio-cultural, socio-psychological, economic and similar new conditions that became evident in the Covid-19 process, and has become a part of the process with some changes, transformations, rituals and practices. In this process, it is pointed out that new hybrid practices about the religious-secular have emerged and the coexistence of religion with the secular. One of the important points in the fiction of the study is that the concept of "religion" is not limited to "divine religions" and includes the emphasis on "supernatural". In this context, it has been seen that the visibility of the 'supernatural' in the form of religion, religious structures and folk beliefs in the Covid-19 period is together and in interaction with the 'secular' elements.

Anahtar kelimeler: Din Sosyolojisi, Kovid-19, Dinî Hayat, Sekülerleşme, Sosyal Değişme