Dergiler / Current Research in Dental Sciences / 2013 / Supplement 7 #72821
Horlamanın, Kraniofasiyal Morfoloji ile Baş Postürü Ve Vertebraların Sagittal Eğrilikleri Üzerine Etkileri: Literatür İncelemesi
- Sayfa
- 1–1
- DOI
- —
Özet
Fonksiyonun şekil üzerine olan etkisi çok uzun zamanlardan beri ortodonti literatüründe bilinmekte ve üzerinde halen tartışılmaktadır. Hayati fonksiyonlarımızdan olan solunum ve onunla ilişkili olarak horlama ve tıkayıcı uyku apnesi sendromunun (obstrüktif sleep apne sendromu (OSAS)), medikal ve sosyal etkilerinin yanı sıra diş hekimliğini ilgilendiren anatomik bölgeler üzerinde de etkisi olduğu kabul edilmektedir. Horlamanın kraniofasial yapılar ve postür üzerine olan etkisi birçok araştırıcı tarafından incelenmiştir. Yapılan bu literatür incelemesinde bu konudaki çalışmaların derlenmesi ve horlama ve OSAS hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Bu literatür değerlendirmesi sonuçlarına dayanarak, horlamanın kraniofasiyal yapılar ve baş postürü üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği söylenebilir. Ancak, solunum problemlerinin kifoza sebep olup olmadığı açık değildir ve bu konunun aydınlatılması için yeni klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Abstract
The effect of function on structure has long been known in orthodontic literature and still been discussed on. It is accepted that our vital function, namely respiration, and associated disorders as snoring and obstructive sleep apnea syndrome( OSAS) have effects on dentofacial anatomic regions as well as on medical and social well being. The effects of snoring on craniofacial structures and posture have been investigated by several researchers. This literature review aims to give knowledge about snoring and to summarize related data.On the basis of this literature review, it can be said that snoring may affect craniofacial structures and head posture unfavourably. However, it is not clear whether respiration problems cause kyphosis, and this point needs further clinical research. Snoring, Kraniofasiyal Morphology, Head Posture, Lordosis, Kyphosis kemiğe yapışan kasların uyguladığı kuvvetlerin yönüne ve şiddetine bağlıdır. Bu teoriye Wolff kanunu adı verilmektedir.Fonksiyonun şekil üzerine etkisini inceleyen bir diğer araştırıcı ise Melvin Moss’dur.2,3 Stomatognatik sistem, birçok önemli fonksiyonlarının yerine getirildiği bir anatomik bölgedir. Çiğneme, yutkunma, koku alma, solunum, işitme, görme ve vücut dengesini sağlama gibi hayati fonksiyonlar gerçekleştirilirken, her bir fonksiyonu sağlayan fonksiyonel kraniyal komponent’in mevcut olduğu Moss tarafından açıklanmıştır. Her bir Derleme / Review *Özel çalışıyor, İstanbul ** İstanbul Medipol Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ortodonti Anabilim Dalı, İstanbulfonksiyonu yerine getiren fonksiyonel kraniyal komponent sert ve yumuşak dokulardan ibaret olan bir anatomik yapıyı ihtiva eder. Sert dokular iskeletsel ünite’yi meydana getirirken, yumuşak dokular, fonksiyon gören boşluklar (ağız-burun boşluğu gibi) ve bazı organlar da fonksiyonel matriks’i oluştururlar. İskeletsel ünite ve fonksiyonel matriks beraberce belirli fonksiyonları sağlayan fonksiyonel kraniyal komponent’i teşkil etmiş olurlar. Moss’un fonksiyon gören boşluklar diye isimlendirdiği oro-naso-farengeal boşluklar ve bu boşlukları çevreleyen bütün sert dokuları içine alan kapsül şeklindeki yumuşak dokular, fonksiyonel kapsüler matriks ile ilgili dokulardır. Başı meydana getiren bütün iskelet dokuları, burun ve ağız boşluklarını, paranasal sinüsleri, cranium boşluğunu, yani fonksiyon gören boşlukları çevreleyen bağ, kas, damar, sinir gibi yumuşak dokulardan meydana gelmiş bir kapsül içinde oluşurlar. Dolayısıyla meydana gelen kemiksel organın iç kısmında fonksiyon gören boşluk, dış kısmında kapsül bulunmaktadır. Kemiksel organın uzayda yer değiştirmesi, yani translasyonu işte bu kapsülün ve çevrelemiş olduğu fonksiyon gören boşlukların büyüme ve gelişimi ile aktif hale gelmesinin sonucudur. 2,3 Solunum canlıların en temel fonksiyonudur.Solunumun hayati fonksiyonlarda önemli bir yeri vardır ve solunum yetersizliği durumunda bu fonksiyonlarda ciddi problemler meydana gelebilir. Postür, hareket, kan dolaşımı ve beslenme gibi fonksiyonların hepsi solunum ile bağlantılıdır.4,5 Bahnemann, yaptığı gözlemlerine dayanarak, iskeletsel gelişim döneminde uzun bir periyot boyunca devam eden anormal ve ekstra kas aktivitesinin “pigeon chest, kifoz ve skolyoz” gibi malformasyonlara yol açabileceğini bildirmiştir. Ağız solunumu yapan bireylerde uyku sırasında üst solunum yollarının darlaşması sonucu horlama meydana gelmektedir. Yapılan bir çalışmadahorlayan bireylerin %84,42’sinde gece boyunca ağız solunumu görülmüştür. Ağız solunumu ise kraniofasiyal yapıları etkileyen önemli bir faktördür. Görüldüğü üzere solunum bozukluğu, baş ve boyun bölgesinde malformasyonlara sebep olabilmektedir. Bu derlemenin amacı, horlama ve ilişkili solunum problemlerinin kraniofasiyal yapılar ile baş postürü ve sagittal omurga eğriliklerine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Horlamanın Tarihçesi Uyku sırasında solunumun kesintiye uğramasının halk arasındaki adı horlamadır. Popülasyonda, 30–35 yaş arası erkeklerin %20’si, bayanların %5’i; 60 yaşına gelmiş erkeklerin %60’ı, bayanların %40’ı alışkanlık olarak horlamaktadır. Erkeklerde horlamanın daha sık olmasının sebebi kesin değildir. Fakat bir efsaneye göre, ilk çağlardaki erkekler, kadınlarını yırtıcı hayvanlardan korumak için geceleri böyle korkunç sesler çıkarırmış.Sırt üstü yatma alışkanlığının başlamasıyla birlikte, horlamanın başlamış olması muhtemeldir. Bir Alman tabiat bilimcisi olan Immelmann şöyle demiştir: “Vahşi hayvanlar horlamaz çünkü onlar ya ventral pozisyonda ya da yanları üzerine yatarlar, böylece alt çeneleri devamlı askıdadır ve geriye düşmez.”Uykuda solunum bozuklukları ve horlamanın tanınmasında kilometre taşı olarak kabul edilen Charles Dickens’ın gözlemi bu hastalık hakkında oldukça açık bilgiler vermektedir. 1836 – 37 yıllarında Charles Dickens “The posthumous papers of the Pickwich Clup” adlı eserinde bu hastalığı çok güzel bir şekilde tanımlamıştır.6,8-10 Dickens dikkatli gözlemi sayesinde, şişmanlıkla uyku arasındaki ilişkiyi ortaya koymuş ve uyku apnesi hastalığının klinik tablosunu neredeyse tamamen çizmiştir. Ancak hastalığa Pickwich Sendromu adının verilip tıp literatüründe tanınması tam 120 yıl sonra olmuştur. 1956 yılında Burwell ve arkadaşları obezite, gündüz uyuklama hali, uykuda solunum zorluğu, sağ kalp yetmezliği ve solunum yetmezliği ile karakterize bir hastalığı “Pickwich Sendromu” diye isimlendirmiştir.Doktor Wadd, 1822’de obezitenin solunum güçlüğüne sebep olan ve uyku ile ilişkisi olan bir hastalık olduğunu yazmıştır.1906’lı yıllarda William Osler, yaptığı bir incelemede Pickwich Sendromlu oldukça şişman bir çocuğun kontrol edilemez bir uyuma eğilimine sahip olduğunu göstermiştir.1889’da William Hill buna benzer bir inceleme yapmıştır. Genellikle okulda baş ağrısından şikâyet eden aptal görünümlü tembel bir çocuğun ağız solunumu yaptığını, horladığını, geceleri huzursuz olduğunu ve sabahları kalktığında ağzının kuru olduğunu rapor etmiştir. Dolayısıyla William Hill aptal çocukların sayısının azaltılması için nazal