Dergiler / Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi / 2020 / Sayı: 50

Hayvan ile İnsan Arasındaki “Başka”lık Açısından Bilge Karasu’nun “Korkusuz Kirpiye Övgü” ve “Bizim Denizimiz” Öyküleri

From the Perspective of the Difference between Animal and Human; the Short Stories of Bilge Karasu: “Korkusuz Kirpiye Övgü” (Praise to the Fearless Hedgehog) and “Bizim Denizimiz” (Our Sea)

Sayfa
181–198
DOI
—

Özet

Felsefi düşüncenin tarihinde uzun bir süre doğaya ve insan dışındaki canlılara yaklaşımda çoğunlukla “insan-merkezli” düşünceler esas alınmıştır. Dolayısıyla “insan” düşüncesi kendisini ancak insan ile hayvan arasındaki farkta ifade edebilmiştir. Zamanla bu insan-merkezli yaklaşımlar yerini yeni fikirlere bırakmış, özellikle de hayvanların “öteki” oluşları üzerinden kimlik ve şiddet kavramları yeniden ele alınmış, “hayvan oluş” felsefenin başlı başına bir meselesi hâline gelmiş ve edebî metinlerdeki ekolojik görünürlük de daha çok dikkat çekmeye başlamıştır. Söz gelimi Derrida hayvan sorusu üzerine çalışmalarında “logosantrizm” kavramına, hayvanın sözden/akıldan yoksun görülmesine dikkat çeker. Dilden, sözden yoksun olmak; dilsiz ve sözsüz bırakılmak, yalnızca hayvanın değil, insanın “öteki” konumuna taşıyabileceği her tür topluluğa ait ortak bir özellik olmaya devam eder. Derrida, Heidegger, Agamben gibi isimlerin konuya dair düşüncelerinin kökeninde biyolog Jakob von Uexküll’ün tek bir dünya yerine mekân, zaman ve dünya algısının her bir canlının kendi algı dünyasına göre şekillendiği çoklu dünyalar fikri yer alır. Bilge Karasu da metinlerinde doğanın görünürlüğünü, insan ile hayvan arasındaki farkları ve kesişimi, “öteki” olma, yahut kendi deyimiyle birbirinden “başka” olma durumunu çeşitli bağlamlar içinde ele almış ve yazınsal poetikasının bir parçası hâline getirmiştir. Karasu, metinlerinde hayvanın var oluşunu ve kimliğini, “öteki/başka” olarak bulunduğu pozisyonu sorgulamış, insana dair pek çok sorunun cevabını da bu başkalık üzerinden vermiştir. Yazar, metinlerinde doğaya ve -onun bir parçası olarak- hayvanlara bakışını, insan-merkezli olmayacak şekilde şiddet ve tahakküm ilişkisinden arındırarak kurmak ister ve bunu sağlayacak yolları arar. Bu çalışmada Karasu’nun iki öyküsü esas alınarak, yazarın insan ve hayvan arasındaki dünya farklılığı, logosantrizme yaklaşımı ile canlılar arasında eşitliğe dair talebi irdelenecektir.

Abstract

Throughout the history of philosophical thinking, human centred thoughts are based on the approaches to nature and the living other than human. However, “human” could only express itself via the difference between animal and human. Over time, human centred approaches have been replaced by new studies about animal’s being the “other” with the concept of identity. “Being animal” has been a philosophical problem and it has attracted more attention in literary texts. In his studies on the question of animal, Derrida emphasises the concept of logocentrism and impression of animal’s lack of word and mind in a position of “the other.” Jakob von Uexküll’s idea of multiple worlds in which the perceptions of time, place and world are shaped in the senses of each living creature is grounded with the thoughts of Derrida, Heidegger and Agamben. In his works, Bilge Karasu has handled the visibility junctions between human and animal and the situation of being the “other” and made them parts of his poetics. Karasu, has questioned the identity of animal, its position as the “other/different” and answered many humanly questions via this otherness. He wishes to determine the ways of maintaining his approach to nature and animal in not a human centred way by clearing of every relation of domination. In this study, based on the two short stories of Karasu, the author’s approach to the criticism of logocentrism; and his demand of absolute equality among the living will be studied.

Anahtar kelimeler: Bilge Karasu, logosantrizm, hayvan sorusu, Jakob von Uexküll, öteki