Dergiler / Süleyman Demirel Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi / 2020 / Cilt: 11 - Sayı: 1
Maksiller Üçüncü Molar Dişlerin Maksiller Kaide Uzunluğu İle İlişkisi
- Sayfa
- 37–42
- DOI
- —
Özet
Amaç: Çalışmanın amacı, panoramik ve sefalometrik radyograflarda maksiller üçüncü molar dişlerin pozisyonlarının, maksiller kaide uzunluğu ile olan ilişkilerinin değerlendirilmesidir. Materyal-Metot: Uşak ve İstanbul Aydın Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı ile Ortodonti Anabilim Dalı’na farklı şikayetler ile başvuru yapmış 151 hasta (67 erkek, 84 kadın, ortalama yaşı 19.02±1.62) dahil edilmiştir. Hastaların, 18 ile 30 yaş arasında olması, unilateral veya bilateral gömülü dişlere sahip olması ve sefalometrik ve panaromik radyograflarının alınmış olması, Archer sınıflamasına göre Sınıf 3 ve C kategorisine ait maksiller üçüncü molar dişlere sahip olması dahil edilme kriterleri olarak belirlenmiştir. Retrospektif özellik taşıyan bu çalışmada; maksiller üçüncü molar dişlerin pozisyonlarının, efektif maksiller kaide uzunluğu ile olan ilişkileri sefalometrik radyografilerde ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bulgular: Elde edilen veriler SPSS (22.0) paket programı ile değerlendirilmiştir. İki değişkenli verilerin analizi için ‘Mann- Whitney U testi kullanılmıştır. Maksiller üçüncü molar dişlerin maksillanın efektif orta yüz uzunluğu ve kaide uzunluğu ile ilişkisinin olmadığı görülmüştür. Maksiller gömülü yirmi yaş dişlerin iskeletsel sınıf I kapanışı olan hastalarda %48,3, iskeletsel sınıf II kapanışa sahip olan hastalarda %41,1 ve iskeletsel sınıf III kapanışa sahip olan hastalarda ise %10,6 oranına sahip olduğu görülmüştür. Maksiller gömülü üçüncü molar dişin %70,2’si unilateral; %29,8’i bilateral olduğu saptanmıştır. Maksilla kaidesinin uzunluğu maksiller üçüncü molar dişlerin unilateral veya bilateral olarak gömülü kalmasını istatistiksel olarak etkilememektedir (P=0,735). Sonuç: Çalışmamız verileri ışığında maksiller üçüncü molar dişlerin gömülü kalma oranı ile kapanış anomalileri arasında bir ilişki olduğu görülmüş olup bu bulgunun istatistiksel olarak anlamsız olduğunu belirtebiliriz. Bu sebeple, maksilla orta-yüz ve taban uzunluk boyutlarını daha büyük popülasyonlarda incelemek anomalilerin erken saptanmasına ışık tutabileceğine inanıyoruz.
Abstract
Objective: The aim of this study was to evaluate the positionof the maxillary third molars and their relationship withthe maxillary base length on panoramic and cephalometricradyographies.Material-Method: 151 individuals (67 males, 84 females,mean age 19.02±1.62) who applied with different complaintsto the Department of Oral and Maxillofacial Surgery andOrthodontics of Uşak and Istanbul Aydin University Facultyof Dentistry. Inclusion criteria were, patients over 18 years ofages, having unilateral or bilateral impacted maxillary thirdmolars belonging to Class 3 and C category according toArher classification and having cephalometric and panoramicradiographies. The positions of maxillary third molar teethand their relationship with effective maxillary base lengthwere examined in detail in cephalometric radiographies.Results: The data obtained were evaluated with SPSS (22.0)package program. Mann-Whitney U Test was used for theanalysis of the data and for the analysis of two-variable data.Maxillary third molar teeth examined with cephalometric andpanoramic radiographies have no relation to maxillary base.In our study, Maxillary impacted third molars were found tohave a rate of 48.3% in patients with skeletal class I 41.1%in patients with skeletal class II, and 10.6% in patients withskeletal class III. 70.2% of the maxillary impacted third molarswere unilaterally; 29.8% of them were found to be bilaterally.The length of the maxilla base does not statistically affectthe unilaterally or bilaterally impaction of the maxillary thirdmolar teeth (P=0.735).Conclusions: In the light of our study, it was seen that thereis a relationship between the rate of impaction of maxillarythird molar teeth and skeletal anomalies, and we can state thatthis finding is not statistically significant. For this reason, webelieve that examining the maxilla mid-face and base lengthdimensions in larger populations can shed light on earlydetection of anomalies.