Dergiler / Milli Eğitim / 2009 / Cilt: 38 - Sayı: 181
Kelamda "İman'da İstisna" Tartışmaları
- Dergi
- Milli Eğitim
- Sayfa
- 349–363
- DOI
- —
Özet
İstisna İslam kelamında kesin iman hükmü olan “Ben müminim” ifadesine “İnşâllah: eğer Allah isterse” tabirini ekleyerek şartlı bir biçime sokmaktır. Önce Hadis Taraftarları ve Mürcie daha sonra da Eşariler ve Maturidîler arasında uzun süre devam eden bu tartışmaların temelinde, amel-iman ve iman-islam ilişkisine yaklaşımları ve kader anlayışlarındaki farklılıkları yatmaktadır. Ameli, iman ve İslam’dan bir parça sayan ve her şeyi Allah’ın iradesine bağlayan Hadis Taraftarları, Mürcie tarafından ileri sürülen kişinin kendisini “Ben gerçekten müminim” şeklinde tanımlamasına karşı çıkarak, imanın ifadesinde “İnşallah ben müminim”, Ümit ederim müminim” denmesini kabul ettiler. Eş’arîler imanı n hakikatiyle değil kemal ve akıbetiyle ilgili olarak istisnanın mümkün olacağı, Mâtüridîler ise iman lafzı dinde kesinlik ifade ettiği için istisnanın söz konusu olamayacağı, görüşündedirler. Bu istisna teorisi kişinin iman yahut küfrünü yalnızca ölüm anındaki halinin tayin ettiği, son andan evvelki hiçbir şeyin bu açıdan önemi olmadığı şeklindeki bir görüşe dayanmaktadır. Özellikle bazı Şafii- Eşariler, bu fikre özel önem atfetmiş ve muvâfât olarak bilinen meşhur teorilerini geliştirmişlerdir. Muvâfât, kısaca, insanın imanının türünü saptamada, ‘son fiil’e (hatime) özel bir yer veren iman kuramıdır. Bu kuram, insanın öldüğü anda yahut öldüğü hal içinde son olarak yaptığı şeyi vurgular. Eğer insan kamil bir mümin olarak ölürse, hayatı boyunca ne yaptığına bakılmaksızın mümindir. Eğer, tersine küfür halinde ölürse, yaşadığı sürece ne denli muttaki bir Müslüman olmuş olursa olsun kafir olur. Böyle bir iman anlayışının Kur’anî iman anlayışına uyduğunu söylemek oldukça güçtür. İmanda kesinlikle şüphe ve tereddüt bulunamaz. Şüphenin karıştığı iman ise gerçek bir iman olamaz.
Abstract
A conditional statement in belief in Muslim Theology is a case in which a believer says “God willing I am a believer” rather than an exact statement like ‘I am a believer”. The controversy over this subject first arouse between Ahl al- Hadis and Murjia, later Ash’arites and Maturidites. The main theme of the subject indeed is the relation between iman (faith) and Islam (deed) on the one hand and their conception of predestination. The statement of ‘I am really a believer’ that put forward by Murjia was rejected by Ahl al-Hadiths with the claim that certainty is not due here but instead a believer must say ‘I am believer God willing’. Maturidites say the conditionality of the statement contains uncertainty and doubt, so it is not appropriate to add something like that to belief confession. On the contrary Ash’arites claims that what is important in belief is not the statement of certainty but ultimate end, and in this regard conditionality of belief is proper. This conditionality theory rests on an odd idea that what is of significance for an individual is his/her final instances not the time that went before that. Especially some Shafiite-Ash’arites gave prominence to this theory called muvâfât, a theory claiming that in determining the belief of an individual the final occasion of a man is much more important than what went before. If a man is believer in his last occasion, he can not be judged according to what he had done before. This understanding of belief is hard to say is conformable with that of Qur’an. The following paper deals with this topic in detail.