Dergiler / Felsefi Düşün - Akademik Felsefe Dergisi / 2015 / Cilt: 0 - Sayı: 4
DÜNYAYI BAŞKALARIYLA PAYLAŞMAK: ETİK Mİ POLİTİK Mİ? GADAMER VE ARENDT ARASINDA FELSEFİ BİR KARŞILAŞMA
- Sayfa
- 201–220
- DOI
- —
Özet
Bu makale 20. yüzyıl Kıta Avrupası felsefesinin iki önemli figürünü, Hannah Arendt ile Hans-Georg Gadameri mercek altına alıyor ve onlar arasında fiilen gerçekleşmemiş olan bir felsefi diyalogun ana hatlarını ortaya koymayı amaç- lıyor. Çıkış noktası olarak aldığım varsayım şu şekilde ifade edilebilir: Arendt ve Gadamerin felsefi projelerini aynı temel soruya, yani dünyayı başkalarıyla paylaşmanın ne olduğu sorusuna verilmiş iki farklı yanıt olarak okuyabiliriz. Böyle bir okuma aynı zamanda onlar arasındaki muhayyel diyalogun ana temasını da açığa vuracaktır: Dünyayı başkalarıyla paylaşmak, Gadamerin ileri sürdüğü gibi öncelikle etik bir deneyim midir; yoksa Arendtin savunduğu gibi asıl olarak politik bir deneyim mi? Bu soruyu ve onun etrafında dönen diyalojik karşılaşmayı dört ana izlek üzerinden açmaya çalışıyorum: (1) Felsefi hermeneutiğin Aristotelesçi anlamda bir pratik felsefe olma iddiası; (2) Arendtin politikanın otonomisi ve otantik anlamı üzerindeki ısrarı; (3) insan eyleminin yönelimselliği ve performatif karakteri; ve son olarak da (4) gelene- ğin sürekliliği ile yeni bir başlangıç arayışı arasındaki gerilim.
Abstract
This article juxtaposes two key figures of the 20th century continental philosophy, Hans-Georg Gadamer and Hannah Arendt, with a view to setting up between them a philosophical dialogue which did not actually take place. My point of departure is that it is possible to read Arendt and Gadamer as responding to the same fundamental question; namely, the question of what it means to share the world with others. This reading will also bring home to us the central theme of the imaginary dialogue between them: Does our experience of sharing the world with others have an essentially ethical character, as Gadamer claims? Or is it primarily a political experience, as Arendt maintains? In mapping out this question and the dialogical encounter that turns on it, I focus on four major themes: (1) the claim of philosophical hermeneutics to be apractical philosophy in the Aristotelian sense; (2) Arendt s insistence on the autonomy and authentic meaning of politics; (3) the intentionality and performativity of human agency; and finally (4) the tension between the continuity of tradition and the search for a new beginning.