Dergiler / Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi / 1996 / Cilt: 12 - Sayı: 34 #48530
Türk ve Dünya Basınında Çanakkale Savaşları
- Sayfa
- 295–313
- DOI
- —
Özet
Çanakkale'de savaş hakkmdaki ilk düşünce daha Osmanlı Devleti yansız iken, 1 Eylül 1914'de İngiliz Deniz Bakanı Churchill tarafından ortaya atılmıştı. Churchill, İmparatorluk Genel Kurmayı Sir Çarl Douglas'a gönderdiği gizli mektupta, Savunma Bakanı ile anlaşma sağlandığını, bu iş için yeterli derecede bir Yunan Ordusu'nun Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirebileceğini ve böylece bir İngiliz donanmasının Marmara Denizi'ne girmesinin sağlanabileceğini belirtmişti. Ayrıca, bu işte çabuk olmak gerektiğini "Çünkü Türkiye her an bize savaş ilân edebilir" diye açıklamıştı. Ancak, Çanakkale Savaşı’nı itilaf devletleri tarafından başlatılmasının nedenleri daha başka nedenlere dayanmaktadır. Çanakkale savaşlarının niye başladığını 16 Nisan 1915 tarihli Sunday Times Gazetesi etraflı olarak açıklamaktadır. Amiral Marker'in mektubuna göre, 3 Kasım 1914'de başlayan Çanakkale Savaşı, Türkiye'ye galip gelmek, Rusya'ya deniz yolunu açmak, Rusya'ya olacak hücumları Önlemek ve O'nu himaye ederek ittifak devletlerinin kanadını çökertmek için açılmıştı. Amiral Fisher'in 3 Ocak 1915'te Churchill’e gönderdiği mektuba göre, Yunanlılar Çanakkale hareketini destekleyecek Rus, Sırp, Romen askerleri Avusturya’nın Türkiye'ye yardımını önleyecekti. Ancak, bütün bu hareketleri yapabilmek için çok büyük paralara ihtiyaç duyulmaktaydı.
Abstract
Ever since his emergence as the leader of the Turkish nationalists, Kemal Atatürk had attracted wide support from among the Müslim of British India. Though the adulation of Kemal had sprung from the Indian in- volvement with pan-Islam but basically it was his apparent defence of the caliphate which had endeared him to his well-wishers in the Subcontinent. Thus, ali through the exuberance of the Khilafat movement (1918-1924), Mustafa Kemal was lauded for his perceived stand against Western im- perialism in the hour of Islam's grave crisis. Even when the relations between the sultan-caliph at İstanbul and the nationalists at Ankara fell to their lowest ebb, as in Nowember 1922 owing to the separation of the sultanate and the caliphate, no widespread stir w as created in India. The clash came only in March 1924, when Kemal abolished the caliphate which to him had become anomalous and anachronistic. The reaction in India was instantaneous and sharp, but somehow the break was soon repaired. After the initial shock, the Indian public opinion, spearheaded by those who understood the Turkish predicament, began to tilt again in favour of the nationalists and the new situation generally came to be accepted.