Dergiler / Bingöl Üniversitesi İlahiyat FakültesiDergisi / 2019 / Cilt: 0 - Sayı: 13

Mu’tezile’de Hüsün-Kubuh ve Kelâmi T’alîl

Husn-Qubh and Kalami Ta’lîl In The Mu’tazila

Sayfa
11–35
DOI
—

Özet

Kelamcılar yetkin sıfatlarla muttasıf olan Yüce Yaratıcıya ait bütün fiillerin, kullarıilgilendiren birçok dinî ve dünyevî değer taşıdığı konusunda hemfikirdirler.Ancak onlar bu değerlerin bilinme yolunun vahiy mi akıl mı olduğu hususundaihtilaf etmişlerdir. Onlar, daha çok hüsün-kubuh adıyla bilinen ve usul, ahlak, fıkıhve diğer birçok bilim dalındaki tartışmalara da uzanan bu meselede iki temel görüşbelirtmişlerdir. Farklı teolojik düşüncelerden ve epistemik argümanlardan kaynaklananbu ihtilaf, insana ilişen ilahî fiillerin temellendirilmesinde (ta‘lîl) de kendinigöstermektedir. Çoğu kelamcı, dinî hüküm ve tekliflerin ancak vahiyle birlikte varlıkbulacağını, Yüce Yaratıcının tüm fiillerinin hikmete uygun tecelli ettiğini/edeceğini,maslahatı içerdiğini ve bunun da ilahî rahmetin bir tezahürü veya muktezası olduğunusöylemektedir. Başta Mu‘tezile olmak üzere bazı kelamcılar ise birtakım aklîdeğer ve yargıların zarûrîlik ve önceliğinden hareketle bütün ilahî fiillerin hikmet vemaslahatları ihtiva etmesinin Yüce Yaratıcıya vacib olduğunu ileri sürmektedirler.Bu kelamcılar ilahî hikmet ve adaletin ancak bu şekilde tahakkuk edeceğini, aksitakdirde anlamsızlığın (abes) söz konusu olacağını söylemektedirler. Mu‘tezileninbenimsediği hüsün-kubuh anlayışı, tarihi süreç içerisinde iki farklı aşama (zâtî, izâfî) geçirmiş ve her biri farklı birtakım argümanlarla savunulmaya çalışılmıştır. Mu‘tezilîkelamcılar ilahî fiillerin kullara dönük birtakım maslahatlarla gerekçelendirilmesibağlamında ilahî hikmet ve adalet argümanlarına sıklıkla başvurmanın yanı sıra,birtakım aklî ve naklî delillere de başvurmuşlardır. Mu‘tezile, fiillerde içkin olandeğerlerin ontolojik kaynağı hakkında Eş‘arîler ve Mâtürîdîlerle aynı düşünürken,bu değerlerin epistemik kaynağı hususunda onlardan farklı düşünmektedir. Çalışmamızdabütün bu hususlar, ilk elden kaynaklara başvurularak incelenmekte veMu‘tezilenin anılan kelamcılarla ayrıştığı ve kesiştiği hususlar objektif bir biçimdeirdelenmektedir.

Abstract

Theologians agree that all acts of Almighty God characterised with competent attributes have significant religious and earthly value for man. However, they have different opinions on whether such value is known through revelation or reason. Theologians propose two main views in this issue, which is mostly known as husnqubh (good-bad) and extends to discussions in procedure, ethics, fiqh and many other disciplines. This dispute, arising from different theological ideas and epistemic arguments, also manifests itself in the causation (ta‘lîl) of divine acts concerning man. Many theologians maintain that religious rulings and propositions can only exist with revelation, and all acts of Almighty God have been/will appear according to wisdom and have an inherent purpose, which is a manifestation or justification of divine mercy. On the other hand, some theologians and the Mu’tazila in particular claim, considering the necessariness and priority of some rational values and judgments, that the existence of inherent wisdom and purpose in all divine acts is obligatory for Almighty God. They assert that divine wisdom and justice can only be realised in this way, or otherwise there will be meaninglessness (absurd). The husn-qubh approach of the Mu’tazila went through two different phases (subjective, relative) in historical process, and each was defended with different arguments. In addition to employing the arguments of divine wisdom and justice very often, theologians of the Mu’tazila school also resorted to some rational and textual proofs to justify divine acts with some affairs for man. While the Mu’tazila shared the same views with the Ash`aris and Maturidis about the ontological source of inherent values in acts, they thought differently on the epistemological source of these values. This study addresses all these issues by referring to first-hand sources, and seeks to demonstrate, in an objective manner, the points on which the Mu’tazila agreed or disagreed with the Ash`aris and Maturidis.