Dergiler / Akdeniz İnsani Bilimler Dergisi / 2019 / Cilt: 9 - Sayı: 1

Türkiye Selçuklu Emiri Celâleddin Karatay ve Antalya Dârü’s-Sülehâsı

The Seljuk Emir Jalaluddin Qaratai and the Dârü’s-Sülehâ of Antalya

Sayfa
127–140
DOI
—

Özet

Doğu Akdeniz’in ve Türkiye’nin uğrak liman şehirlerinden Antalya, Ortaçağ boyunca da bu kimliğiyle ön plana çıkmış, pek çok kültürel ve ekonomik gelişmeye ev sahipliği yapmıştır. Bu minvalde XIII. yüzyıl başlarında dönemin söz sahibi güç merkezlerinden Türkiye Selçuklularının da öncelikli hedeflerinden birisi olmuştur; ilki 1207, diğeri 1216 olmak üzere iki kez arka arkaya fethedilmiştir. Şehir, XIII. yüzyıl sonlarına kadar Selçuklu hâkimiyetinde kalmış ve farklı kültürleri kendi bünyesinde sorunsuz bir biçimde muhafaza etmeyi başarmıştır. Fetih sonrasında Müslüman-Türk hâkimiyetinin ve kültürünün bir parçası olarak Antalya’da Selçuklu Sultanları ve önde gelen Selçuklu Emirleri tarafından birçok sosyal ve dini kurum vücuda getirilmiştir: Camiler, hamamlar ve medreseler vb. Türkiye Selçuklularının II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra üç oğlu arasında iktidar mücadelesinin yaşandığı ve büyük şehzade II. İzzeddin Keykavus’un tek başına iktidarda bulunduğu süreçte sunduğu hizmetlerle devletin ayakta kalmasına büyük oranda katkı sağlayan Celaleddin Karatay, meydana getirdiği sosyal kurumlar ve bunlara sağladığı zengin vakıfları ile de tanınmaktadır. Kendisinin bu yönü Antalya’da bulunan ve kendi ismiyle anılan bina ile de açıkça ortaya çıkmaktadır. Çalışmamıza konu olan yapı, esas yerinde bulunan kitabesinde Dârü’s-Sülehâ olarak anılmaktadır. Bu çalışma kapsamında Celaleddin Karatay kısaca tanıtılarak kendisine atfedilen yapının adı ve banisi hakkındaki bilgiler dönemin kaynakları ışığında ortaya konarak, ihtilaflı hususlar giderilmeye çalışılacaktır.

Abstract

Antalya was one of the most important port cities of the Eastern Mediterranean and Turkey, which maintained its importance during the Middle Ages and which become the centre of significant cultural and economic developments. For this reason, at the beginning of the 13th century, the city was a target for the Seljuks in Turkey, the dominant power at that time, and the city was conquered twice, first in 1207, and then reconquered in 1216. Until the end of the 13th century, the city remained under the sovereignty of the Seljuks and was a Seljuk city where different cultures intermingled. After the conquest, as a result of Muslim-Turkish rule and culture, many social and religious institutions coalesced and related structures were built by Seljuk sultans and by the leading amirs in Antalya. These structures included buildings such as mosques, baths and madrasahs. After the death of the Seljuk Sultan Kaykhusraw II, there has been a power struggle among his three sons; so when the young prince Izzeddin Keykavus II reigned alone, Jalaluddin Qaratai contributed greatly to the survival of the state through the services he provided. He is also known for the social institutions he founded and the rich foundations he provided for them. His personal features can be clearly understood from the building in Antalya which carries his name. The building that is the subject of this paper is known from its inscription which is preserved in situ, as a Dâru’s-Sulehâ. Celaleddin Karatay is briefly introduced in this paper; also the name of the structure which is attributed to him and information concerning the construction is explained from the sources of the period, and some disputed issues are thereby hopefully clarifiedd