Dergiler / Mikrobiyoloji Bülteni / 2020 / Cilt: 54 - Sayı: 3

Kıbrıs Endemik Bitkisi Origanum majorana: Sıtma Tedavisinde Yeni Bir Alternatif Doğal Ürün Olabilir mi?

An Endemic Plant of Cyprus, Origanum majorana: Is It A New Alternative Natural Product for Malaria Treatment?

Sayfa
463–478
DOI
—

Özet

Sıtma, günümüzde halen önemini koruyan ve Dünya Sağlık Örgütünün de son yıllarda çok önem verdiği enfeksiyon hastalıklarından biridir. Sıtma ile savaş sonucunda Kıbrıs adasında 1948 yılından itibarenyerli sıtma olgusu rapor edilmemiştir. Son yıllarda tespit edilen olguların hepsi yurt dışı kaynaklı olgularşeklindedir. Bilindiği gibi yüzlerce ilaç bitkilerden elde edilmekte ve sıtmanın endemik olarak görüldüğübölgelerde sıtma tedavisi için geleneksel ilaçlar kullanılmaktadır. Sıtma etkeni Plasmodium parazitlerininantimalaryal ilaçlara karşı geliştirdikleri direnç sorunu nedeniyle, son yıllarda yeni ve güvenilir maddelerinelde edilmesi için bitki ekstrakt ve yağları üzerindeki araştırmalar hız kazanmıştır. Çalışmamızda, KuzeyKıbrıs’ta yetişen Origanum dubium, Origanum majorana, Salvia fruticosa ve Laurus nobilis bitkilerindenelde edilen uçucu yağların, kemirgen sıtma etkeni Plasmodium berghei’ye karşı in vivo antimalaryal etkinliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Uygun mevsimlerde toplanıp kurutulan bitkilerin uçucu yağlarıClevenger Apareyi sistemi ile elde edilmiş ve uçucu yağ analizleri yapılmıştır. Elde edilen uçucu yağların sitotoksik aktivitelerini saptamak amacıyla L929 fare fibroblast hücre hattı kullanılmış ve sitotoksisiteMTT [3-(4.5-dimetiltiyazol-2-yl)-2.5-difeniltetrazolyum bromit] kiti ile tespit edilmiştir. Çalışmamızda,her grupta altışar fare (Balb/c) olacak şekilde, sıtma referans grubu olan klorokin grubu (KG) (50 mg/ kg), tedavi almamış kontrol grubu (TAKG), O.dubium (OD) (20 mg/kg), O.majorana (OM) (20 mg/kg),S.fruticosa (SF) (20 mg/kg) ve L.nobilis (LN) (20 mg/kg) olmak üzere altı grup oluşturulmuş ve toplamda36 fare ile çalışılmıştır. P.berghei suşu ile enfekte edilen farelere 0, 1, 2 ve 3. günlerde (toplamda 4 kez)etken maddeler oral yolla verilmiştir. Son tedaviden 24 saat sonra her farenin kuyruk ucundan kan alınmışve fareler ölene kadar her iki günde bir olacak şekilde kan alma işlemine devam edilmiştir. Toplanan kanlarile ince yayma preparatları hazırlanarak Giemsa ile boyanmıştır. Ardından her yaymadaki parazitemi yüzdeleri hesaplanmıştır. Yapılan sitotoksisite testleri sonucunda OD uçucu yağı hariç diğer yağlarda 100 µg/ml (20 mg/kg)’de sitotoksik aktiviteye rastlanmamıştır. Klorokin alan fareler 6. gün paraziteminin ortadankalkmasıyla yaşamlarına devam ederken, TAKG’de yer alan fareler 9. günde ölmüştür. Parazitemi oranı,OM grubundaki farelerde 23. gün, OD grubundaki farelerde 21. gün, diğer gruplardakilerde ise 14. günde %35 seviyesine ulaşmış ve fareler ölmüştür. Çalışmamızda, tüm gruplardaki yaşam süresi ortalamalarıarasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p≤ 0.001). Sonuç olarak, antimalaryal etki gösteren, parazitemiyi düşürerek farelerin yaşam süresini iki katından fazla artıran, Kıbrıs endemik bitkilerindenO.majorana (TAKG’ye göre 14 gün artış) ve yine aynı cinsten O.dubium (TAKG’ye göre 12 gün artış)’un,antimalaryal moleküllerin elde edilmesine kaynaklık edebileceği düşünülmektedir.

Abstract

Malaria still remains to be a public health threat and one of the most important infectious diseases to get attention from World Health Organization. No domestic malaria cases have been reported on the island of Cyprus since 1948, as a result of successful elimination process. All of the malaria cases detected in recent years are imported cases. As known, hundreds of medicines are obtained from plants and traditional medicine are used in endemic places of malaria. The cause of malaria - Plasmodium parasites, are developing resistance to antimalarial drugs. Hence, research on plant extracts and essential oils have gained great interest in recent years to obtain new and safe agents/substances. In our study, it was aimed to investigate the in vivo antimalarial activities of essential oils obtained from Origanum dubium, Origanum majorana, Salvia fruticosa and Laurus nobilis plants which grows in Northern Cyprus against Plasmodium berghei - the rodent malaria agent. Plants were collected in appropriate seasons and were dried to obtain and analyze essential oils via Clevenger Apparatus system. L929 mouse fibroblast cell line and MTT [3-(4.5-dimethylthiazole-2-yl) -2.5-diphenyltetrazolium bromide] kit were used to determine the cytotoxic activities of the essential oils obtained. In our study, total of 36 mice (Balb/c) of 6 groups (6 mice in each group) were formed: chloroquine group (CG) (50 mg/kg) as malaria reference group, untreated control group (UTCG), O.dubium (OD) (20 mg/kg), O.majorana (OM) (20 mg/kg), S.fruticosa (SF) (20 mg/kg) and L.nobilis (LN) (20 mg/kg). The essential oils were given to mice infected with P.berghei strain orally on 0, 1, 2 and 3rd days (4 times in total). Blood was taken from the tail end of each mouse 24 hours after the last treatment and blood collection was continued every two days until the mice died. Withdrawn blood taken from the mice were prepared as a thin smear and stained with Giemsa. Then, parasitemia percentages in each smear were calculated. As a result of the cytotoxicity tests, cytotoxic activity was not found at 100 µg/ml (20 mg/kg) in all oils except OD essential oil. While the mice receiving chloroquine continued their lives with the disappearance of the parasite on the 6thday, the mice in the UTCG died on the 9th day. The parasitemia rate reached 35% in the OM group on the 23rd day, in the OD group on the 21st day and in the other groups (SF and LN) on the 14th day and the mice have died. In our study, the difference between the life span in all groups was found statistically significant (p≤ 0.001). As a result, the essential oils O.majorana (14 days increase according to UTCG) an endemic plant of Cyprus and O.dubium (12 days increase according to UTCG) which had an antimalarial effect, decreased parasitemia and increased the life span of mice more than two times, indicated that they could be a source for the acquisition of new antimalarial molecules