Dergiler / Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dergisi / 2009 / Cilt: 26 - Sayı: 2

The role of schemas in understanding places

Sayfa
153–173
DOI
—

Özet

Mimarlık literatüründe ‘yer’ (place) kavramı, insanlarla fiziki çevrenin amaçlara uygun bir program çerçevesinde buluştuğu (Weisman, 1998, 2001), sosyal anlam içeren bir mekan olarak düşünülebilir. Bu tanımda program, belirli bir yer veya mekanla ilgili deneyimleri, işlev ve kuralları içerir. Yer, insanların belirli amaç ve anlam kazandırdığı bir fiziki çevre olarak sözkonusu mekanla ilgili (algı, biliş, duygu, davranış ve anlam gibi) deneyim araçlarının yanı sıra oradaki deneyimlerimizle ilgili olarak yaptığımız (mahremiyet, kalabalıklık, okunabilirlik, ulaşılabilirlik gibi) atıfları da bir araya getirir (Weisman, 1998, 2001). İnsanlar yerleri, işleyişlerini ve buralarda edindikleri deneyimlerini ‘şema’ olarak adlandırılan bilişsel yapıları aracılığıyla temsil eder ve öğrenirler. Benzer şekilde, yer şemaları da ilgili yerlere dair her türlü bilginin (fiziksel, mekansal, sosyal ve kurumsal gibi) kodlanmasıyla oluşur ve çevreyi algılamamızda önemli bir rol oynar. Mevcut makalede yer şemalarının incelenmesinin ve anlaşılmasının insan-çevre ilişkileri araştırmaları ve ilgili uygulama projeleri için yararlı bir kavramsal çerçeve sunabileceği savunulmaktadır. Bu doğrultuda, öncelikle, yer olgusu ele alınmakta; literatürde sıklıkla kullanılan bu kavramın yeteri kadar iyi tanımlanmadığı vurgulanmakta ve değişik tanımları tartışılmaktadır. Yer deneyimi ile insanların yeri algılaması arasında önemli ölçüde örtüşmeler bulunduğuna dikkat çekildikten sonra ilgili literatür çerçevesinde insançevre ilişkilerinde yer şemalarının önemi vurgulanmakta ve yerlerin ortak (consensual) kavranışının mekan deneyimine olan etkisi ele alınmaktadır. Ardından, yaşlılar için tasarlanmış mekanlarla ilgili uygulamalı bir çalışma örneği sunulmaktadır. İsveç’te yapılmış olan sözkonusu çalışmada araştırmacılar (Küller, 1988, 1991) yaşlılara hizmet veren bir hastanenin yemek odasının tasarımını kullanıcılarının gençliklerinde alışık olduklarına benzer şekilde değiştirmiş; kullanıcıların çalışanlarla birlikte, ev ortamındaki gibi yemek yemelerini sağlamışlardır. Bulgular kullanıcıların bu değişikliğin ardından daha mutlu ve sosyal olduklarını göstermiştir. Anılan çalışma yaşadığımız yerlerin tasarımında yapılacak küçük değişikliklerin bile (örneğin yukarıdaki çalışmada ‘kurum’ şemasından uzaklaşıp ‘ev’ şemasına yaklaşıldığı gibi) kullanıcıları ‘yer’ ile daha uyumlu hale getirebileceğini göstermesi açısından önemlidir. Makalenin ikinci kısmında ise mekan sisteminin oluşma ve gelişme sürecine ilişkin kavramsallaştırmayı özetleyen bir model önerilmektedir. Anılan modelde insan sistemi ile fiziki sistem arasında amaçlar çerçevesinde bir etkileşim olduğu varsayımından hareketle, bu etkileşimden yer örüntülerinin ve yer kimliğinin ortaya çıktığı ve zamanla evrimleştiği; ilgili yer şemalarının da bu evrimleşen sisteme ilişkin algılanan ipuçlarıyla oluşup gelişebileceği önerilmektedir. Ardından, yazarın yaşlılar için mekanlar konusunda önerdiği model çerçevesinde elde ettiği bazı görgül araştırma bulgularından örneklere değinilmekte ve gelecekteki araştırmalar için önerilerde bulunulmaktadır. Sözkonusu bulgular özetle şöyledir: İnsanların destekli yaşam imkanlarına (assisted living facilities) ait yeni oluşmakta olan şemaları, gelişmiş ev ve huzurevi (nursing home) şemalarıyla doğrudan ilişkili olarak gelişmektedir. Yeni gelişmekte olan destekli yaşam imkanları şemalarının ev şemasıyla olumlu, huzurevi şemasıyla ise olumsuz bağlantı içinde olduğu bulunmuştur (İmamoğlu, 2002; İmamoğlu ve İmamoğlu, 2006). Sözkonusu bulgu, yeni gelişen yer şemalarının bunlarla ilişkili yerlerin varolan şemalarından türetildiğine veya onlarla kıyaslanarak geliştiğine işaret etmektedir. Anılan bulgular duyguların ve tanıdıklığın yer oluşumu/kavrayışında önemli etkileri olduğuna işaret etmektedir. Bunun yanısıra yazarın araştırmaları, yaşlıların, yakınlarının ve ilgili kurum ve kuruluşların (örneğin, devlet yönetmelikleri, destekli yaşam imkanları reklamları aracılığıyla) birlikte çalışmasıyla sözkonusu yerlerin işlev ve biçimlerinin değişip gelişebileceğini ve yeni (daha ‘ev’ benzeri) yer örüntülerinin ortaya çıkabileceğini göstermektedir (İmamoğlu, 2002, 2007). Yazarın araştırmalarından çıkan diğer bir bulgu da, yeni oluşmakta olan yerler sözkonusu olduğunda, işlevle ilişkili anlamlandırma veya beklentilerin formla ilgili görsel beklentilerden önce oluştuğu; ancak gelişmiş yer şemalarında bu ikisinin birleşebildiği ve formun, yeri çağrıştırabildiği yönündedir. Diğer bir deyişle, işlev formdan veya fiziki şekilden önce gelmektedir; ancak zamanla, sözkonusu yerle ilgili şemalar geliştikçe, belirli bir fiziki form o yerin sembolü haline gelebilir (örneğin, zihinlerde caminin belirli bir fiziki form ile temsil edilmesi). Ancak, daha zor olsa da zamanla sözkonusu sembolik temsiller de evrimleşebilme potansiyeli taşımaktadır.