Dergiler / Medical Network Klinik Bilimler ve Doktor / 1998 / Cilt: 4 - Sayı: 2
Guillain-Barre sendromu tanısı alan olgularımızın akut dönemdeki klinik özellikleri ve doğal seyri
- Sayfa
- 275–278
- DOI
- —
Özet
Son beş yılda Akdeniz Üniversitesi' nde tanı konulan çocukluk çağı Guillain Barré sendromlu olgularda hastalığın doğal seyri've tedavinin etkilerini araştırmak amacıyla retrospektif bir çalışma yapıldı. Dokuz hastanın yaş dağılımı 2,5 ila 8 yas arasındaydı. Dokuz hastanın beşinde öncül neden üst solunum yolu enfeksiyonu olarak belirlendi. Olguların tümünde heriki bacakta ilerleyici kuvvet kusuru ve parestezi saptanırken, altı olguda heriki kolda da kuvvet kaybı sözkonusuydu. Hastalığın doruk yapması ortalama 10.gün, semptomların başlangıcından itibaren iyileşmenin başlaması arasındaki süre ortalama 26 gün idi. Hastanede kalma süresi ortalama 16 gün idi. Solunum desteği üç hastada gerekli oldu. Beş hasta destekleyici tedaviyle izlendi. Dört hastada immünomodüler tedavi uygulandı. Üç olguya intravenöz immünglobulin verildi, bunların birine ve dördüncü hastaya plazmaferez uygulandı. Bulgularımız, immünomodüler tedavinin morbiditeyi ve solunum desteği gereğini sınırlamadığını göstermektedir.
Abstract
A retrospective study was performed to investigate the natural history and treatment effects in childhood Guillain Barré syndrome diagnosed during the last five years in Akdeniz University. Nine patients' age ranged from 2.5 years to 8 years. Upper respiratory tract infection was seen as the antecedent event in five of the nine patients. There were progressive weakness and paresthesias in both legs in whole patients, in both arms also in six. The mean peak of ilness, and the mean time from onset symptoms to first recovery were found 10 and 26 days consecutively. The mean duration of hospital stay was 16 days. An assisted ventilation was required in three patients. Five patients were follow-on with supportive therapy. Four patients were treated with immünomodüler therapy. Three patients received intravenous immune globulins, one of the three and the fourth patient were treated with plasmaferesis. Our results suggest that the immünomodüler therapy does not diminish the morbidity, the requirement to the assistance of respiration.