Dergiler / Mülkiye Dergisi / 2014 / Cilt: 38 - Sayı: 1
Türkiye ve Avrupa Birliği'nde Sosyal İçerme Uygulamaları: 2000'li Yıllara İlişkin Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme
- Dergi
- Mülkiye Dergisi
- Sayfa
- 103–149
- DOI
- —
Özet
Özet Bu çalışma, Türkiye'de 2000'li yıllardaki sosyal içerme uygulamalarının etkinliğine ilişkin bir değerlendirmedir. Sosyal içerme kavramı 1970'lerden itibaren özellikle Avrupa'daki birçok ülke için sosyal politikanın temel eksenlerini tarif etmeye başlamıştır. Çalışmanın birinci bölümü sosyal içerme kavramını temellendiren kuramsal yaklaşımları ve Türkiye'deki sosyal içerme uygulamalarına ilişkin literatürün sunduğu bulguları özetleyecektir. Sosyal içerme kavramını temellendiren kuramsal yaklaşımlarda çeşitlilik söz konusudur ve bu çeşitlilik sosyal içermenin tanımı ve ölçümüne ilişkin oydaşma eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Kavramın farklı kuramsal ve siyasi akımlarca benimsenmesi ve kavramı işler hale getiren uygulamaların ülkeler arasında farklılık arz etmesi oydaşma eksikliğine katkıda bulunmuştur. Bu bağlamda Avrupa Komisyonu ortak bir çerçeve geliştirebilmek ve sosyal içerme uygulamalarının seyrini tespit edebilmek için 2001 yılında kamuoyunda Laeken Göstergeleri olarak anılan 18 gösterge belirlemiş ve Avrupa İstatistik Kurumu (EuroStat) bu göstergelere ilişkin veri derlemeye başlamıştır. Bu göstergeler sosyal içermenin farklı yönlerine ilişkin veri toplanmasına ve kavramsal uzlaşmazlıkların asgariye indirilmesine yardımcı olmuştur. Türkiye'ye ilişkin literatür 2000'li yıllarda sosyal içerme uygulamalarının yapısal bir dönüşüm geçirdiğini göstermektedir. İlgili çalışmalar uygulamalara ilişkin sorunları dokümante etmekte ve devam eden uygulamaların Avrupa ülkelerinde görülen farklı "refah rejimlerindekilerle" olan benzerlikleri ele almaktadır. Bu minvalde devam eden tartışmalar mevcut uygulamaların sonuçlarını inceleyen değerlendirmelere duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır. Fakat sosyal içerme kavramına ilişkin bahsedilen kavramsal muğlaklık bu tür değerlendirmelerde kullanılacak göstergelerin belirlenmesini güçleştirmektedir. Benzer şekilde, sosyal içerme uygulamalarının etkisini ölçebilmek için bir referans noktasına ihtiyaç vardır. Bu nedenle bu çalışmada sunulacak incelemede Laeken Göstergeleri kullanılacak ve Avrupa Birliği'ndeki (AB-27) ilgili göstergelere dair seyir Türkiye'deki seyir ile kıyasla nacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde Laeken Göstergelerine ilişkin TÜİK ve EuroStat verisi kullanılarak Türkiye ile AB-27'nin son 10 yılda izlediği seyir karşılaştırmalı bir incelemeye tabi tutulmuştur. Birçok göstergeye ilişkin Türkiye ve AB-27 arasındaki farkın büyük olması nedeniyle karşılaştırma yakınsama hızına odaklanmıştır. Diğer bir deyişle, çalışmada sunulan değerlendirmede 2000'lerin ortasından bugüne karşılaştırmaya izin veren zaman serilerinden hareketle Türkiye'nin aldığı değerlerin AB ortalamasına yakınsayıp yakınsamadığı sorusuna cevap aranmıştır. Değerlendirmede bölgelerarası gelir farklarına ilişkin geliştirilmiş koşullu beta yakınsaması ve sigma yakınsaması modellerinden hareketle yakınsama eğiliminin söz konusu olduğu göstergelere ilişkin iki projeksiyon sunulmuştur. Birinci projeksiyon, verinin mevcut olduğu en yakın yıldaki AB-27 ortalama değerinin sabit kaldığı varsayıldığında Türkiye'nin AB-27'ye yakınsama süresini vermektedir. İkinci projeksiyon ise AB-27 ve Türkiye'nin son yıllardaki performansındaki değişimi bir arada ele alarak bir yakınsama süresi sunmaktadır. Bu projeksiyonlar Türkiye'nin geçtiğimiz 10 yıl içindeki sosyal içerme uygulamalarının performansına ilişkin beş başlıkta sunulan değerlendirmeye temel teşkil etmiştir. Birincisi, kamu sağlığına ilişkin göstergeler algı düzeyinde Türkiye'nin AB-27'den 2000'li yıllarda daha başarılı bir performansgösterdiğinifakatbeklenenyaşam süresi bağlamında AB-27'ye fiilen yakınsama gerçekleşmediğini ortaya koymaktadır. İkincisi, gelir dağılımına ilişkin göstergeler zayıf bir yakınsama eğilimini ortaya koymaktadır. Örneğin, Türkiye'nin Gini katsayısı koşul ve uygulamalar sabit kalırsa 2012 AB-27 ortalamasına 27yılda yakınsayacaktır. Öte yandan, 2007-2012 dönemi için yakınsama eğilimi ortadan kalkmaktadır. Üçüncüsü, uzun- ve çok uzun-erimli işsizliğe odaklanan istihdama ilişkin göstergeler bağlamında Türkiye AB-27'den daha başarılı bir performans sergilemektedir. Fakat işgücüne katılım ve istihdam oranları açısından AB-27 ve Türkiye arasında büyük bir farkın olduğu ve son yıllarda bu göstergelere ilişkin bir yakınsama eğilimi olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla, AB-27'ye kıyasla daha düşük olan işsizlik oranları aslında düşük istihdam ve işgücüne katılım oranlarının doğ rudan bir sonucu olarakelealınmalıdır. Dördüncüsü, yoksulluğa ilişkin projeksiyonlar farklı yoksulluk eşikleri için AB-27'nin 2012 değerine 16 ila 25 yılları arasında değişen yakınsama süreleri vermektedir. Öte taraftan, Türkiye'de sosyal yardımlar öncesi ve sonrası yoksulluk oranları arasındaki fark göz ardı edilebilir bir seviyededir: Bu fark hem AB-27'deki ilgili değerlerden daha düşüktür hem de bu fark bağlamında AB-27'ye yakınsama eğilimi söz konusu değildir. Ayrıca, mutlak yoksulluğa ilişkin Dünya Bankası verisi, Türkiye'den çok daha düşük kişi başı GSYH'ye sahip ülkelerin bile 2000'li yıllarda mutlak yoksulluk oranlarını Türkiye'den daha hızlı şekilde düşürdüğünü ve bu oranlar bağlamında Türkiye'den daha düşük değerlere eriştiğini ortaya koymaktadır. Kısacası, yoksulluğa ilişkin sosyal içerme uygulamalarının yoksulluk oranları üzerindeki etkisi ihmal edilebilir seviyededir ve bu uygulamaların etkinliği geçtiğimiz 10 yılda artmamıştır. Beşincisi, eğitime ilişkin göstergeler ise daha vahim bir tablo çizmektedir. İlgili Laeken Göstergeleri Türkiye ve AB-27 arasındaki farkın bir uçurum niteliğinde olduğunu göstermektedir. Buna rağmen, 2000'li yıllarda bu fark kapanmamıştır. Dolayısıyla, eğitime ilişkin bu başarısızlık diğer bazı göstergelere ilişkin yakınsama eğilimini örseleme potansiyeline sahiptir. Özetle, eğer AB-27 ile yakınsama sosyal içerme uygulamalarının hedefi olarak ele alınırsa Laeken Göstergelerinin 2000'li yıllardaki genel seyri sosyal yardım harcamalarının bütçedeki payının 2002'den bu yana 2,75 kat arttığı Türkiye'de mevcut s